Dikkat! Bu sayfadaki tüm girdiler turkcell ve isbankası aracılığı ile şahsıma sağlanmış e-imza ile korunmaktadır.

Beni koruyun!

Beni Koruyun

20 Kasım 2008 Perşembe

Yine!

3 kişi izah etti

Ben…

Ben ve içimdeki kuşkulu yalnızlık…

Birileri yolda kalırken birileri hızla yol almakta..

İçtim…

Çok içtim bu akşam…

İçip içip ayıldım…

Bu yalnızlık benim, ilişmeyin…

Bu yalnızlık topyekün benim elleşmeyin!!!

Kanun buysa ben çekiliyorum... Kapalı ve yalnız girdabımda oldukça mutluydum, neden uyandırdınız uykumdan sorabilirmiyim?

Şimdi sigara dumanının felç olduğu bir odada uykuya dalacağım... Hayır hiçte estetik değil bu!

Ne zamandır kadındım, ne zamandır seviyordum, ne zamandır aldatanları affediyordum ben!

Ne zamandır sevişmeleri unutmuştumda bu gece birdenbire aklıma geliverdi!

Ben şimdi nereye kaçacağım sorabilirmiyim size?

İçim içime sığmıyor...

İçim içimden geçiyor...

İçim içimi kemiriyor...

Dön...Dön sevgilim...Bu yırtıcı şafağın en derinini tadalım...

Kurtarılamamış bir boşluğun en derininden saygılar ve selamlarımla...

Bitiyorum...

Yavaşça eriyorum dostlar...

Yine girdim kör kuyulara..Mutluluğun ardındaki kara sislerin arasında...


86...

18 Kasım 2008 Salı

Hay adaletine ......... dünyası!!!

0 kişi izah etti
Günaydın demek için çok geç bir vakit farkındayım!
Yüksek gerilime ve karnımdaki ağrıya dayanamayarak uyudum...Çok uyudum...Bu vakitlere kadar uyudum...

Çok güzel bir gün geçirdik dün 4 arkadaş. Erkek arkadaşımızın evinde kahvaltı ederek başladı günün güzelliği. Ben ve ev arkadaşım yarı uykulu küfür ede ede, bize gelen kız arkadaşımızla, onun erkek arkadaşının evine gittik. Sofra hazır, çok özenilenerek hazırlanmış belli! Eh biz buna aşkın gücü diyoruz...
Kız arkadaşımızla erkek arkadaşı, aynı zamanda sınıf arkadaşımız olan erkek arkadaşı, oldukça mutluydular...
Onların mutluluğu benim mutluluğum oluyor bir kaç zamandır. Beni onların çekici, masum, saf, tertemiz ve alabildiğine özenli aşkları mutlu kılıyor... Bazen gülümsetiyor, bazen yardım etme, sorunlara ortak olma içgüdülerimi alevlendiriyor... Anlık bile olsa sorunlarımı unutuyorum... Kendi derdimi 2. plana atıyorum. Zaten benim dertlerim 2. planda daha rahat çözümleniyor, bununda farkındayım...
Herneyse... Zaten bir iki haftadır hep böyle...
Yalnız kalmalarına müsade etmek istememe rağmen onlar beni yalnız bırakmak istemiyorlar diye düşünmekteyim..
Buda işin gırgırı olsun (:

Önemli bir sorunla karşı karşıya olmalarına rağmen onlar hala çok yalınlar. Aşklarının peşindeler ve kaybetmekten korkar bir halleri var.
Nerede kalmış böyle temiz aşklar? Biz küçücük bir sorunda koşar adım kaçarız.

Sorun büyük olmasına büyük. Sorun sadece onları ilgilendiren bir sorun değil yazık ki!
Bu sorun bütün türkiyeyi tehdit eden bir sorun!
Bir kuşu bir kafese ne kadar hapsederseniz kuş o kadar cansızlaşır... Zamanla bütün alımını ve canlılığını kaybeder. Kafeste odaklanacak pek birşey yoktur. Sadece zaman kavramı vardır. Etraftaki bir kaç insan kafesin ardından sessizce bakıp kuşun güzelliğine ve alımına takılı kalır bir zaman için. Ya sonra? Kuş alımını kaybetmeye başladıkça etrafındaki insanlarda tek tek çekip gitmeye başlar.
Bir insanı kafese tıkmak!
Kurallar koymak!
Hele hele genç bir kız olursa bu!
Bunalım...Sıkıntı...Üzüntü...
Vah yazık! Bu çağda bu otorite...
Kural 1! Erkek arkadaş yasak...
Daha kural 1de yasak..
Eve en geç 19.00 da girebilirsin. 5 dakika gecikirsen ailen aranır, evden azarı enine boyuna yersin!
Başına bir abla koymuşlar. Önce cemaatin sonra ablanın sloganı şu:
"Yoldan çıkmışları yola getirmek. İslamı tüm Türkiye'ye kafana göre yaymak. Önce genç beyinlerden başlamak. Sonra her kesime hızla yayılmak. Bir miktar para karşılığı bir kaç öğrenciyi aynı eve sokmak. Sabah namazı, akşam ve yatsı namazı derken, işi sapıttırıp artık ota boka karışmak."
İslamiyet çok saygı duyduğum, hatta bir üyesi olduğum bir din olmasına rağmen bu tür ahmaklar yüzünden giderek soğuyorum.
İslamın olduğu yerde dedikodu olurmu hiç?
Bu kişiler yapıyor. Kulaktan kulağa yayılıyor hızlıca söylemler. "Şu şununla berabermiş. Hemde cemaat evinde kalıyor terbiyesiz. Foyasını ortaya çıkartmak lazım!"
Peki nedir bu cemaat evi arkadaşım. Kim başlatmış bunu...?
Yeşilırmak dershaneleri vardı biz öss ye hazırlanırken. Ben gitmedim, gidemedim. Ne halt olduklarını az buçuk bilirim. Hiç gelemem dersi dinle karıştırmaya. Herşeyin yerini ayrı tutabilecek bir beyne ve akla sahibiz çok şükür.
Giden gitti. Gittiler, hazırlandılar, kazandılar...
Çok başarılı olan öğrenciler şuan bu ve bunun gibi dershanelerin cemaat evi tabir edilen öğrenci evlerinde kalıyorlar. Su ve elektirik faturaları ödeniyor, yakıt paraları aylık verdikleri 200 lira gibi bir ücretin içinden sağlanıyor. Erzaklarıda alınıyor tabi. Bu 200 liranın içinden bir öğrencinin bunca masrafını nasıl karşılıyorlar oda ayrıca düşünülmesi ve izlenmesi gereken bir nokta.
Tek istedikleri öğrencilerin -onlara göre- namuslarını korumaları. Biraz kapalı takılacaklar, erkeklerden uzak kalacaklar, evde yapılan her türlü eziyetede katlanacaklar.
Öğrenci kafayı yiyecek!
Başları kimdir?
Fetullah gülen ve yandaşlarıdır... Bir çoğu bunu bilmez. Nur ve Süleymancı cemaatlerinin, pardon, tarikatlarının işidir bu evler. Evlerde kal! Kurallara uy! Senden iyisi olmaz. Hatta birazda onlara benzemeye başlaman gerekebilir.
Okulun kapısından girdiğin andan itibaren tek bir erkekle muhattap olamazsın. Olursan uyarılırsın. Biraz şen bir kahkaha at azarlanırsın. Biraz açık giyin evde günün gösterilir. Aşağılarlar.
Bu ablalar nedirki? İmam falan iseler bizde bilelim gerçekten...
Onlara göre tuhaf biz göre gayet doğal şu eylemlere giriştiğin an kendini kapının önünde bulman olasıdır. Aileye verilen bilgi ise şudur * KIZINIZ YOLDAN ÇIKTI...!
Ağzıma kötü cümleler almak istemiyorum sinirlenip.
Ne kadarda masumdu oysa. Ne kadarda ciddi bir birliktelik...
Kadınımız bu ülkede modernizmden uzak tutulmaya çalışılıyor.
Erkeğimizde öyle...
Atamızın bize bıraktığı modernizm ayaklar altına alınmış durumda...
Biz batıya uymayalım, sakın ha!
Ayıptır, günahtır...
Bir gün başımız önümüzde hiç tanımadığımız zengin, göbekli ve kel heriflerle evlendirileceğiz...
Hay adaletine ......... dünyası!!!

2 Kasım 2008 Pazar

1 kişi izah etti
Ne güzeldik biz...Sen...Ben...
Gülüşün avuçlarımın arasında sanki..
Sanki kapıları kilitlerdik üzerimize o sonsuz boşluklarda...
Öpüşürdük...Sevişirdik gözlerimizle...
Korkunç olsada etrafımız, hep sarılacak bedenlerimiz birbirimize aitti sanki...
Sen benim için bir iptin...Asıldım..Tutundum..Sana doğru tırmandım...
Tam dorukta gördüğüm manzara hem çok güzel, hemde çok yaralayıcı idi...
Gözlerini özledim...Teninin kokusunu özledim...
Bu aşk pis bir hastalık...Son 102 gün..Dayan yüreğim...
Dayanki ileride çıkacak her soruna karşı kuvvetli ol...
İşim çok zor...
Gene başa sardık...
Allah hayır etsin...Dicek başka bişey bulamıyorum...
Umarım bu sefer düzelir herşey...

Gurursuz kadının sonu ne olur biliyorum..
Salaklığım tuttu gene...!!!

29 Ekim 2008 Çarşamba

0 kişi izah etti
Sanırım ben çok geriden takip ediyorum bir blogum olmasına rağmen..
Haftasonu evime gittim, geldiğimde kocaman bir sansür buldum blogumda...
Şok oldum...Baktım blogger a sansür gelmiş....
Ertesi gün açılmış...
Ehhh nolduk anlamadım açıkçası...
Zaten öyle bir ülkede yaşıyoruzki sansürlenmeyecek herşeye sansür geliyor... İki kuru odun için yaş odunlarıda yakıyorlar...Pire için yorgan yakıyorlar...
Biz öyle kendimizi açmaya çalışıyoruz oturmuşuz...Ona buna saldıranı kapatacakları yerde sansürü aynı anda bizde yiyoruz...
Tuhaf valla ne diyimki...

Zaten o kadar gerginim ki anlatamam...
Patlamaya hazır bir bomba gibiyim şuan...
İki taraftan sıkıştırılmış gibi hissediyorum...Patlayacakmış gibi hissediyorum....
Aşktanmı benim bu halim acaba? Bağımlılık yaratan bir sevgi...
Bağımlılık ötesi bir sevgi...
Kahretsinnnnnnnnnnnnnnnn.....
Ben yine iznik gölüne bakıyorum...Kendimi o göle atmak istiyorum..
Soğuk soğuk işlesin su bedenime...En sonunda o soğuğu iyice yutup çıkayım..Çıktığımda herşey silinmiş olsun...
Mantıken imkansız bir şey işte...
Bu saatte göle gidemem zaten...Gitsem de dönemeyebilirim (:
Şimdi ben mutluluğu geri tepmiş, eski anılara, eski insanlara geri dönmüş biri olarak, şu saydığım çılgınlıkları yapmak istiyorum...Hemde çok büyük bir istekle...
Aslında kendime çok kızgınım ama çıkasıca canımı, inatçı huyumu biliyorum...
Bide hani o sadece ona aitim diye çırpınan kalbimi...
Ah benim akılsız kalbim ah...
***
Ve elektirikler kesilir..Yazının yayımlanması bu saate kalır...
Allahın dağında daha normal koşullar beklemiyorum...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Fuck Copyright!!

0 kişi izah etti

Hep aynı şey olur zaten..
Tam uykuma dalarım, tam uykunun en tatlı yerini alırım, birden aldığım nefesi verememeye başlarım...
Kalkarım yattığım yerden, su içer açılırım..
Bu sefer açılamadım..Kendimi kaybeder gibi oldum...
Ey hastane! Evimin karşısında olmak zorundamıydın?
Ölürdüm belki...
Belki aldığım nefesi veremediğim için tıkanır kalırdım...

Ölüm bu kadar yakınımıza girmişken neden onu teper, kurtulmaya çalışırız? Evimiz, ailemiz, sevdiklerimiz engel olur hep...Yada bizi sevenlere kıyamadığımız için kurtulasımız gelir...
Yollar ayrıldığından beri hiç merak etmiyorum..
Nerededir, ne yapar, ölümüdür, sağmıdır?
Günler geçtikçe dahada aptal hissediyorum kendimi...
Hiç birşey olmamış gibi davranıyorum etrafıma...
Farkındayım!
Sigaraların ucunda kendimi yakıp yakıp tüketmeye devam ediyorum...
Ne istediğimi bilmiyorum...
İnsanın canını yakıyor bu..Ne istediğini bilmemek yani...
Köşeden dönecek, el sallayacak...
Defol!!!
Tanrı benim için çok üzülüyor, eminim...
Bir kulunu daha şeytana kaptırdı...
Şeytanda bundan büyük bir haz duyuyor...
Bizde harcanacak tek birşey bile kalmadı...
Acıyorum kendime, çevreme vede salak insanlara...
Açtır bu yürek ama ne istediğini bilmemekte...
Yardım eden elini kaptırır diye de korkar aynı zamanda...
Peki ne yapmalı..
Kenimi fizana sürmek isterdim...
Acıyorum..
Kendime...
Sürüle sürüle dağın başına düşmüş birine...Hastaneye 50 metre uzaklıkta birine...

18 Ekim 2008 Cumartesi

Orda kal... Hep aynı şekilde...

0 kişi izah etti

Bu gece içimden gelen şeyler çok değişik.
Hani büyük acılar oluşmuştur insanda.. Sonra acılar biraz biraz küçülürler... Bi anda hiç beklenmedik bir şekilde mutluluk sinyallerini küçük küçük vermeye başlar...
O anda bitti kafamda bazıları... Ve belki de çok aniydi benim için... Başta asla olmaz gözüyle bakmama rağmen, şimdi nedense pozitifim. Hiç bir zaman çok sevemeyeceğimi bilsemde...

Bugün çok iyiyim.. Bugün aşırı mutluyum.. Ne o, nede aldatılmam beni üzüyor artık... Maziye gömüyorum.. Ve orada kalması için devamlı dua ediyorum...

Bugün yoğun bir telefon sesiyle uyandım... Arayan annem...
"hadi kalk" diyor. "ben geliyorum.."
Canım annem... Evimi temizler, karnımı doyurur, çamaşırlarımı yıkar, gece biraz koynunda uyutur...
Sonra gider...
Annem iyidir... Severim onu... Ama göstermesemde, inkar etsemde hep, babamı daha çok severim...
Akşam eve gelir, önce yüzünü yıkar... Alın teri akar lavabodan... Akışını duyar gibi olurum taa kendi odamdan...
Sonra açar rakısını... Mis gibi anason kokusu yayılır eve...
İçkisinden çok kavga etmiş olsakta severiz biz o kokuyu... Bende çok severim...

Bugün iyiyim... Annem gelirken o kokuyu getiremedi bana ama....Yinede iyi...

Sevmiyorum çocuk sesini ben...
Ben huzur kokan sesleri seviyorum...
Babamın ben geldim sesini, annemin kuran okuyuşunu, en çokta yeğenimin agucuğunu :)
Ben en çok mehtap rengini severim...
Ve güneşin batışını...
Bütün huzursuzlukların karanlığa gömülüşünü...
Bana onu hatırlatanları... Mavi kıvamlı gözleri...Sarı saçları...

İyiyim...
Bu gece oturup sabaha dek, güneşin doğuşunu seyredesim var...
Biraz onunla, biraz onsuz..
Var olsun, ama sessiz kalsın...
Öylece izleyelim...
Ben başımı onun omzuna yaslayayım...Yada uzanayım dizlerine...
Öylece izleyelim...
Orda kal... Hep aynı şekilde...

12 Ekim 2008 Pazar

Allegria

0 kişi izah etti
Günaydın güzel ülkem.
Nedense biraz başım ağrıyor bu sabah. İlginç ve oldukça endişeli bir güne başladım. Endişemin kaynağını henüz çözemedim. Ama başım zehir gibi ağrıyor.
Çamaşırlar yıkanacak, asılacak, kurutulacak. Odayı toplamak lazım. Saça başa şekil vermek lazım. Üniversiteli hayatı ne kadar zormuş demekten alamıyorum kendimi.
Birde duygusal kaoslar varki, onlar dahada korkutucu şuan gözümde.
Yakmışım sigaramı, iznik gölü hemen sağ tarafımdaki pencereden hafif hafif görünüyor.
İçimde bir muzurluk duygusu almış başını gidiyor. Kıranderenin pis sineklerinden illallah dedik zaten. Kaloriferler deseniz, yansakmı, yanmasakmı diyedüşünüp duruyorlar.
Şimdi hemen yan yolda bir dizi araba görüyorum. Kaza oldu kanımca. 10 araba birden aynı anda kaza yapmaz herhalde.
Pardon pardon, gelin konvoyu gidiyor. Ah saftiriklerim, yaktılar başlarını...
Göle nazır evlilik... Ah ne güzel...
2 sene sonra görebilsem keşke şimdi mutluluktan çıldıran o çifti.

Bodruma gidesim var. İzmire yada...
Biri kapıma demet demet gül bıraksa diyorum. Hani bende sevebilsemde mutlu olabilsem. Çiçekler ziyan olmasın dimi..?

Ahh güneş.. Ne güzel parladın öyle...
Akşam üstü çıkarım belki göl kıyısına...
Şöyle derin bir nefes alsam hafif tuz kokulu gölde..
Göl tuz kokarmı demeyin ha! Bu göl kokuyor. Yosunları bilem var...
Uçsuz bucaksız sanki. Yüzerek kaç saatte geçilir acaba karşı tarafa ?
Ortasındaki batık şehride bulabilirmiyim ki uğraşsam ?

Saçma!

10 Ekim 2008 Cuma

Eylül çok ani geldi...

0 kişi izah etti

Olmadı. Baştan alalım bir şeyleri.

Kargaşa vardı. Başım ağrıyordu belki de… Bilmiyorum… Yahut hatırlayamıyorum.

En kötüsü de bu. Yani hatırlayamamak…

Karışıktım ve karışan düğümleri çözmeye çalışıyordum. En kötüsü ne olabilir ki?

Biraz sonra hiç tanıdık gelmeyen, hiçbir kıpırtı yaratmayan bir şeyler elimi tutuyor. Bense yardımı kabul etmek yerine geri çeviriyorum.

Mevsim sonbahar olmasına rağmen hala bir yerlerden yaza dair kokular duyuyorum. Dayanamıyorum. Çok sıkıyor elimde olmadan. Kalkıyorum. Sessizce çıkıyorum.

Kaçar gibi… Kurtulmayı çok ister gibi belki de…

Neden anlaşılmaz ki söylenenler, söylenmeye çalışılanlar…

Sonbahar yaprağı gibiyim, savrulmaya çok hazır…

Eylül çok ani geldi bana. Ben daha yaza savuracaktım oysaki saçlarımı. Yaz yağmurlarında ıslanıp, sinsice akıtacaktım kinimi…

Bu yüzden olabilir eylüle dargınlığım.

Hızlı adımlar atıyorum. Bir an evvel kavuşmaya çalışıyorum huzura.

En son ne zaman hayat renkli olmasına rağmen siyah-beyazdı etraf?

Çok uzun zaman geçti üstünden biliyorum.

Bıktım.

Aslında özlediğim o olmayabilir. O kadar birikti ki nefret içimde. Hiç fark etmiyor biliyorum. Nereye döksem kaldıramayıp, kendi içine döküleni de hesaba katıp, geri veriyor bana. En zoru da bu olsa gerek işte.

O suya girmek istedim. Birkaç adım atıp, kollarımı açıp, geriye doğru kendimi bırakmayı… Gökyüzündeki maviliği ve eylülün buz gibi esen yelini hissetmeyi…

Peki ben ne yaptım?

Susmayı seçeceğime konuştum da konuştum.

Hayır, susmalıydım. Ufuğa bakıp, oraya doğru fırlatmalıydım içimdekileri. Hiç geri gelmesin diye…

Ben susamadım. Anlattım. Ağlaya ağlaya…

Sonra da haykırdım.

Susmalıydım.

Susup içimde biriktirmeye devam etmeliydim.

Bense konuştum.

Neler olmuyor ki…

Kısacık bir yolda, kısacık bir mesafede yılları hissettim ben…

Yaz rüzgarını, yaz yağmurunu doya doya hapsedemedim içime…

Sonbahar çok ani geldi.

Henüz yeni kaçmışken, yine kaçmak istiyorum…

Çok saçma bir döngü evet…

Buraya kadar…

Pes ediyorum evet…

Gidip geldiğim her yalnızlıkta, aynı noktaya dönüp durmak kadar alakasız bir hayat benimkisi.

Bu hayatın içinde kaybolmayı tercih eden biri varsa bile, çok uzun sürmez benim bu halim yüzünden…

Artık sabah olsa…

Artık güneşi görsem de kurtulsam diyorum…

Karayı görenler gibi…

Ya özgür olacaksın, yada tutsak…

Kader değil, kısmet de değil…

Tamamen benim enteresanlığım işte…

Artık durun…

Artık yüklenmeyi kesin ne olur…

Kalıp, kendimi temizlemek istiyorum…

Arınana kadar…

Çok uzun sürecek biliyorum…

Ama arınmadan çıkamıyorum düzlüğe…

Eylül çok ani geldi be arkadaş…

Sonra döndüm. Küçük adımlar ve asık bir suratla. Büyük bir suçluluk duygusunuda alarak yanıma…

Yerine Sevemiyorum...

0 kişi izah etti

Bu sessizlik...
Bu kara çığlık...
Bu saçma kurgu...
Her seferinde bir tarafım eksik kalıyor.
Bende farkındayım olup bitenin.

Hızlıca yürüdüm. Kaçıyor gibiydim. Korkunç bir buhrandan kaçıyor gibi..
Yinede yerine sevememek gibi salak saçma bir duygula koştum sahile. Arkamdan bağıran seslere hiç aldırmadım. Hani hayallerimiz vardı, hatırlıyormusun? O sahilde birbirimize sarılarak yürüyecek, üşüdüğümüzde biraz durup birer demli çay içecektik. Şimdi sensiz yürüyorum. Kahkahalarımın ardında binlerce yağmur saklı. Korkuyorum sevgilim. Başka bir adamla o sahili dolaşmaktan korktuğum gibi korkuyorum.
Eksik kaldım. Çok hata affetmeme, çok çaba göstermeme rağmen eksik kaldım. Bu kadar gülme diye azarlardın beni. Kahkahalarım duyulsun istemezdin. Gizli yaşadık biz hep. Şimdi seni çok özlüyorum. Bu kelimeler nasıl ifade edilir bilmiyorum ama çok özlüyorum seni. Neden bizdik ayrılan, kadere kurban giden, sevemeyen...
Keşke dur deseydim sana. Biraz bekleseydim keşke ve yine affetseydim. Birçoğuna göre ben salağın tekide olsam seni sevmem bana yeterdi. Ama olmadı işte.
Şairane olamıyorum bu gece...
Son kez görüp, son kez sarılabilseydim sana, o zaman inan çok mutlu ayrılırdım senden.
Yaram çok taze..
Ve kimsenin onarmasını istemiyorum...
Sen olsaydın, sen, benimle olsaydın, yine toparlanırdım kendi kendime ben...
Şimdi çalan hiç bir melodiye kulak veremiyorum...
Umursamıyorum...
Yerine sevebilirsem birgün, inanki bu benim için milat olacak..
Ve yine yerine sevemediğim için bu haldeyim...
Beni affet sevgilim...
Çok içim acıyor, ama yapamıyorum...
Sensiz nefes bile alamıyorum ben artık...
Gitmeseydin...
Bırakmasaydın beni böyle keşke...
Keşke...

Sahil kenarına oturdum. Hüngür hüngür ağladım. Kendimden nefret ediyorum. Benim elim sadece senin eline değecekti.
Sen..Üzülme olurmu?
Ben seni çok sevdim...
Senden çoooook uzaktayım şimdi.
Değişmedim...
O sahil bana dar geldi. Gökyüzüne dönüp, haykırdım adını. Seni sevdiğimi, senden başka kimseyi sevemeyeceğimi.
İçim çok daraldı sevgilim.
Sensiz nefes bile alamadım. Ağlıyorum, hala ağlıyorum, hep ağlayacağım.
Bir gün sen çok uzaklarda olsanda, geri dönüş yolların kapansada...
Ben seni çok sevdim..
Sen beni hiç sevmemiş olsanda....


Bağlılık,miyad,itaat etmek bu üç zor fiili gerçekleştirmenin en şaşalı yolu
dervişin mürşidine sunduğu bir zarftır.Boş bir kağıt bir kalem birde silgi,
kağıt ömür demek kalemle silgi ise benim hayatımı sen yazarsın sen silersin
demek ben hiçim, azametin karşısında aciziyetimin bilincindeyim sen ne yazarsan güzelsen neyi silersen güzel demek, istediğin gibi yaşat istediğin gibi öldür demek....

13 Eylül 2008 Cumartesi

Son Söz

0 kişi izah etti
Uzun veda cümlelerini sevmem aslında..
Veda ederken ağlamayı, hüzünlenmeyide hiç sevmem...
Bavulumu toparlamadım...
Herşey aynı yerinde duruyor..Kıyafetlerim, okuduğum siyasi kitaplar, başkaldırmayı öğretmiş, kaçıp gitmeyi düşündüren, özgürlüğü ifade eden manzara tablosu...
Sigara paketlerini dizdiğim o küçük dolabın yanı bile öylece duruyor..
Parfümlerimi çantama doldurmadım..
Makyaj malzemelerime hiç ellemedim..
Ojelerimi sildim...
Pamukların ağır aseton kokusuyla doldu odam...
Herşeyi olduğu yerde görmek istiyorum...
Halimi bir görseniz...
Üzerimde ablamın hamileliğinde giydiği ve o halde bile bana bol gelmeyen elbisesi...
Başımda mavi bir eşarp var..Bandana niyetine sardım...Kulağımın az üzerinden düğümledim..
Küçükkende öyle yapardım...
Ağlardım bu odada..Bu odada intihar ettim..Bu odada kan döktüm, burda savaştım, burda geçirdim bütün sinir krizlerimi..
Burda uyudum ablamla..
Burda çay içtim, burda sigara içtim..
Küsünce buraya kapattım kendimi..
Burda öğrendim sevgiliden kilometrelerce uzak olmayı...
Burda aldatıldığımı öğrendim...
Burda beğenildim..
Burda içtim geberene kadar...
Burda gittim, burda kaldım...
Burda inançları uğruna ölenleri özledim..Onlar gibi olmayı..
Burda inançlarımdan vazgeçmeyi, susmak ve türevlerini bir bir kendime yedirdim..
Burda sevdim ilk defa..Ve ilk defa bu odanın camında hissettim yalnızlığı, ölümü, acıyı....
Bütün hayatım bu izbe, küçük, duman altı olmuş ve inadına çay kokusuyla dolmuş odada geçti..
Şimdi gidiyorum..
Diyeceksiniz ki çok uzun bir zaman değil, tamamen elveda etmeyeceksin..Bir gün elbette döneceksin..
Hayır..
Günün birinde yabancılaşmış bir misafir konumunda uyuyacağım tekrar..
Belki evimi özleyeceğim işte o gün..
Belki ait olduğum yeri karıştıracağım...
Ben evimden, annemden, çok kızdığım babamdan hiç ayrı kalmadımki..
Hiç yabancı olmadım buralara...
Hiç bırakmadım bu duvarları...
Şimdi ağladığımda yanımda bir annem olmayacak...
Tek başıma savaşmak zorundayım...
Tek başıma gelmeliyim yine hayatın üstesinden...
Aldatanlarla, üzenlerle, bir tekme atanlarla yine...Yine ben savaşmak zorundayım...
"Gülümse..."
Çok tanıdık bir melodi..
"Tut ki karnım acıktı
Anneme küstüm
Tüm şehir bana küstü
Bir kedim bile yok
Anlıyor musun
Hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur
Gülümse
Gülümse hadi gülümse
Bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim"


Hepinizde tebessüm görmek istiyorum...

Küçük kızınız koca bir kadın oldu..
Umarsız ve heycanlı gitmiyor..
Umursuyor..
Heycanını yenmiş olarak gidiyor...
Sürgün her yerde sürgündür..
Bir şekilde sürülecektim..
Bunu hakettim...
Sürgünümü evime 3 saat uzaklıkta, yakın, lakin uzak, çok uzak bir yere yedim ben...
Hak ettim..
Yine aynı kadın sesi...
"fırtınada ak ayazda
sürgün her yerde hep yalnızdır
gül açsa da kuş uçsa da
görmez dargındır
her durakta her uykuda
sürgün her nefeste yalnızdır
her şafakta her yudumda
hasret sancıdır"

....mısralarını dizdi gırtlağıma
Hoşçakalın..
Yokluğumu aratmayın...
Mevsiminiz hep kiraz bahçelerinden olsun...