Dikkat! Bu sayfadaki tüm girdiler turkcell ve isbankası aracılığı ile şahsıma sağlanmış e-imza ile korunmaktadır.

Beni koruyun!

Beni Koruyun

21 Aralık 2008 Pazar

Son notlar:

2 kişi izah etti
Son notlar diye bir başlık atıyorum. Neden? Çünkü bir kaç gündür yazacak gücü bulamadım. Yazdıklarımı da toparlayamadım diyebilirim. Şimdi biyerlerden ufaktan girelim.


*Komşu katliamı devam ediyor. Sayın alt kat komple bana uyuz olmuş durumda. Artık görmemezlikten gelmeye başladılar. Kapıda falan karşılaştığımızda koşarak kaçıyorlar benden. Muhtemelen "aha manyak geliyo, kaçın, koşun, görmesin, allah muhafaza gene birimize şarlar" diyerek uzaklaşıyorlar. Bende durumun tadını çıkarmaya gayret gösteriyorum. Çünkü bundan büyük bir zevk alıyorum.
Bazı insanlardan daha ilk gördüğüm anda, negatif enerji doluyorum. O noktadan sonra isterse ağzıyla kuş tutsun karşımdaki, olmuyor, olamıyor. Ben bir kere o duyguyu hissediyorum. İllaki bir zarar gelecek. Ve %90 geliyor o zarar.
Bu evi ilk tuttuğumuzda ne evi sevebildim, ne komşuları, nede dükkandakileri. Hepsi bir açığımızı kolluyordu. Zaten çok küçük biyerdeyiz. Hep savunmaları aynıydı. Hep biz bayandık, bayan olduğumuz için makyaj yapamazdık, hep kafa ve ellerden başka bir uzvumuz görünemezdi. Aksi takdirde imalar aldık. Anlamadığım şey ise, sonuçta biz sizin kızınız değiliz, biz sizin akrabanız değiliz. Sadece komşuyuz. Ama pardon öğrenciyiz. Kız öğrencilerin eve erkek almaları meşhurdur ya, sanki biz eve erkek alsak onların ruhu duyacaktı. Hayır duymayacak, çünkü hatun kısmından korkulur. Şeytana pabucunu ters giydiren cinsten bizim türümüz. E peki ne oldu? Hiç birşey. Ağızlarının payını aldılar. Onların sorumluluğunda olmadığımızı, bizi kollamaları gerekmediğini, zaten yalnış birşey yapmadığımızı ve onlara kesinlikle mecbur olmadığımızı ben uygun bir dille anlattım. Herkes elini ayağını çekti. Şimdi kimse 2 yumurta istemeye, çocuklarının ödevini yaptırmaya, bir sigara içmeye veya dert yanmaya gelmiyor. Herkes haddini biliyor.
Çokmu ciddi olu bu yazım tarzı? Ha ha! Nedense çok içerlemiş durumdayım bu konuya. Öğrenciler ahlaksızmıdır? Öğrenciler yoldan çıkmış gibimidir bazıları için? Ne bileyim...
Bu konuya takmıştım hani, birşeyde etkiledi.

*Bu akşam Kavak Yelleri'nin 69. bölümü vardı. O nasıl bir bölümdü yarabbim?
Hayatımı yazıyorlar sanki her seferinde. Özellikle 3 bölümdür bütün başıma gelmesinden korktuğum herşey oldu dizide. En sonunda iki kişinin içinde bulunduğu bina patladı. Ve içeridekilerden birinin sevgilisi tamda o binanın önündeydi. Psikolojiyi düşünemiyorum. İçerde kalan sevgilim, bina patlıyor, ben bunu canlı canlı izliyorum. Herhalde yığılırdım olduğum yere. Hiç birşeye müdahale edemezdim.
Diziye çok takıldığımdan veya dizi manyağı olduğumdan değil. Hatta öyle oturup evet, evet bölüm geliyor, o saatte bütün elektronik eşyaları kapatın, yalnızca televizyon çalışsın gibi bir fanatiklik sözkonusu değil. Belki yalnızca bu diziyi sevmem bana ve/veya yaşıtlarıma hitap ettiği içindir. Sonuç olarak son 3 bölümdür öğrenci evleri, kritik aşklar ve sonuçlarını izledim. Benim gibi aşkı yalnızca aşkıma yazdım biri için makuldü.

*En son t.u.b.a'nın BK'da konu aldığı, oradan haberini aldığım özür diliyorum kampanyasından ve ona diss olarak çıkan özür bekliyorum kampanyasından bahsetmek istiyorum.
Ben bu konuda yorum yapmamaya gayret edenlerdenim. Herkes kendince haklı çıkıyor. Herkes kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Tarihçi değilim, o yüzyılda yaşamadım. Olayıda çok derin bilmiyorum açıkçası.
Bu topraklarda her zaman kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışan birileri oldu. Bu hep vardı, şimdide var.
Sadece ermenilerden özür dilemek veya özür beklemek değil mevzu. 100 yıl önce olmuş bir olay için şimdi bir milletin bir millete küfür etmesini mantıksız buluyorum. Anneannemin bir lafı var. Bir taraf bi halt etmiştir, karşındakinin hatasını arar ya hani. Sonra kelimeleri düzerde düzer. Aha tam o noktada, milleti suçluyor ama kendide sanki çok şika b.k der... O sözün her kelimesine hayranım. Bir yüz kişi kırmışsak (ben türklükten bir haber olanların yapmış olabileceğine inanıyorum) onlar bin kişi kırmıştır. Bu elbetteki hoş birşey değil. İnsan hayatının ne kadar önemli olduğunu bilmeyen, yazı tura ile hamile bir kadının karnını deşip cinsiyetine bakan ve bunu iddia üzerine yapan bir mantık var karşımızda. Türkler dünyada tektir, eşi benzeri bulunmaz diye bir mantıktan gitmiyorum. Evet türkler dünya üzerindeki en önemli milletlerden biri. Karşı tarafı korkutan, ürküten bu. En kötümüz bile savaş çıksa aslan kesilmezmi? İstisnalar kaideyi bozmazmış.
Sonuç olarak kimseden özür dilemeyin. Dileyenleride kınayın. Ciddiyim. Dalgaya alınmayacak kadar önemli bir mevzu.
En mantıklısıda atalarımızın yaptığı hataları bizim tekrarlamamamız. Oturup ortak bir noktaya varmamız. Karşı hareketlerde bulunup onların yaptığı, insanlara yaşattığı bu iğrenç kırımı bizde birbirimize yapmayalım.
Şuan kimsenin kimseden özür dilemesini gerektirecek bir şey söz konusu olamaz. Herkes kendine göre haklı, iki millettende ölen canlar, hayatlar, insanlar var.
O yüzden aynı yere geliyorum. Önce oturup konuşulmalı. Sorunlar, inatlar, kızgınlıklar dökülmeli ortaya. Özür işi önce baştakilerin. Sonra milletler istediği kadar özür dilesinler.

*-Sen aptalsın.
-Niyeküne?
-Onca hayırlı gısmet çıkıyor ve elinin tersiyle itiyorsun. Oku oku böyüüük adam olcen sen. Hatta ülkenin başınada geççen hiç üzülme.
-İki konuyu bu kadar profesyonelce bağladığın için teşekkür ederim.
-Evlen gızım işte ne duruyon. 15 aydır yollarını gözlediğin herifle evlenemezsen soracam ben sana ama.
-Ayyy kastırma lütfen! Belki benim bekar kalma fantazim var. Boşunamı okuyoruz allasen?
-Olsun gızım sen evlen. Koca kısmı düverde, süverde, aldatırda... Hiç önemli değil. Hayat arkadaşı iyidir gızım, ellisinden sonra düzeliyorlar.
-Ellisine kadar ben nolcam?
-Çamaşır, bulaşık, çoluk-çocuk, seks hayatı, arada herifin ayaklarını da yıkarsın...
-Pardooon? :O
-O elli olunca sen otomatikman 70 falan olursun. İyisimi 25 inde 35 lik bi adam bul. 10 sene karın olur. Ben o kadarını da hazmedemem dersen 45 bul, 30 yaştan kurtarırsın.
-Senin kafana ne düştü? (Hatunun kafatasını inceliyorum bu arada.)
-Kurcalama kafamı. Evlilikten seni soğutmaya çalışıyorum kızım.
-Anüüüü! Sebeppp?
-Şimdi benim herif az önce anlattıklarımın aynısı ya, sende bi kaç sene sonra benim gibi olucan ya, o sebeplen yani. İş, ben çekiyom sen çekme..(2 yaşındaki veled cam vazoyu kırar, bizim hatun refleks vermez, dönüp bağırmaz bile)..Sabahları babası bu vazoda kırılacak oğlum diye emir veriyor gizliden. Ayaklarını sehpaya uzatamıyor gavurun oğlu. İnat olsun diye bugün çıkıp daha da büyüğünü alacam. O kırdırdıkça ben dahada büyüğünü alacam....
-Pessssssss!
DipAçıklama: Az önce okuduğunuz paragrafta konusu geçen çift 5 yıllık evlidir. Severek evlenmiş olup, son 2 yıldır neden mantık evliliği yapmadıkki diye kafalarını duvarlara vuruyorlar. Bağırış çağırış kavga ettiklerini hiç görmedik. Hep laf sokmacalar, kelime oyunları eşliğindedir onların ilişkisi.
Yorumsuz...

19 Aralık 2008 Cuma

HAYAT........

0 kişi izah etti
HAYAT........

Evet hayat ne gariptir ummadığınız anda kArŞImIzA bişeyler çıkarıyor. Acı,mutluluk,refah,huzur,kahpelik,sevinç ama en önemlisi ve en güzeli AŞK. Şimdi bunu nerden çıkardın diyenler vardır. Aşk o kadar önemlimi diyenler vardır. AŞK aslında hayatın sağ kolu gibi.. Hayatın gerçeğidir çünkü herşeye bir aşkla bağlıyızdır ve acısıda, mutluluğuda, sevincide, refahlığıda, sevgiside aşkın içindedir.
Bi düşünün yeni doğum yapmış bir anne çocuğuna aşıktır, onun için herşeyi yapmaya hazırdır. Devamlı disiplinli olan bi asker işine sadıktır ve aşıktır. Bir erkek sevdiği kıza muhteşem bir sevgiyle doludur ve aşıktır. Bana hak verdiniz mi?, vermediyseniz, devam edeyim...
Kendimi örnek vereyim veya benim gibi olanları. Bizler aşığızdır hayata, yaşamaya. Herşeyi yaparız yaşamak için. Mutluyuzdur ve mutluyum. Siz mutlu değilmisiniz?
Herneyse bu kadar aşk fazla değilmi :) Şimdi geleceğim konu bu aşka ne kadar sahip çıkıyoruz? Ne kadar saygılıyız kendi aşkımıza veya başkasının aşkına? Ne kadar aşığız onu anlatacağım.
Güzelim türkiyemi anlatmak istiyorum. Sizler türkiyeyi seviyosunuz değilmi? Aşıksınız... Evet çok kötü olaylar var, evet siyaset ve sistem çökmüş, ama ben doğal olaylardan bahsediyorum, türkiyenin konumundan bahsediyorum...
Tabi ki aşıksınız... Eğer değilseniz bunu okumanıza gerek yok...
Peki aşık değilseniz niye bu ülkedesiniz? Ya ülkeyi bölmeye çalışıyorsunuz, yada bu ülkeyi batırmaya. Ama ikisininde ortak noktası da ülkeyi ele geçirmek ve ülkeyi kendi düşünce sistemiyle yönetmek.
Nedense buda bu ülkeyi sevdiğiniz anlamına geliyor.
Şimdi gelelim, biz aşkımıza ne kadar sahip çıkıyoruz?, yani ülkemize? HİÇÇ!........
Ülkemize değer versekte değersizmiş gibi davranıyoruz. Başka ülkelere baktığımızda bizim ülkemizi ele geçirebilmek için aklınızın ucundan bile geçmeyecek şeyler yapmaya çalışıyorlar ve yapıyorlar. Bizim buna dur dememiz gerekirken, daha da satıyoruz, bırakıyoruz ülkemizi.
Size söylüyorum!
Siz ne kadar kolluyornuz ülkenizi?
Ben kolluyorum. Arkadaşlarım kolluyor.
Ya siz?
Siz ne yaptınız ülkeniz için?
Eğer değer verildiği gibi birşeyler yaptıysanız hiç birşey yapmamışsınız demektir.
Niyemi?
Verdiğiniz değer bu ülke için az. Çok olsaydı şu durumda olmazdık.
Başkalarının birliklerine değil, başkalarını bizim birliklerimize alırdık.
Başkalarının sözünü değil bizim sözümüzü dinletirdik tüm dünyaya.
Siyasetle gelmezdik gündeme, liderliğimizle gelirdik en baş manşetlere.
Şimdi tekrar düşünün, siz ne kadar değer verdiniz ülkenize?
Düşünün ne kadar sevmişiniz bu ülkeyi...
Ne kadar koruduk başkalarının bölücü düşüncelerinden?
Düşüncelerimizi istediğimiz gibi kullandığımız zaman ne yaptık ülkemizi yüceltmek için, ne düşündük adam gibi?
Hep bana, hep bana kavramından ne zaman kurtulduk?
Neden siyaset yapanlar gerçekten siyaset yapmadı?
Hep birbirleriyle atışıp durdular...
Neden ülkenin bütünlüğü için uğraşmadılar?
Niye bir omuz olmadılar?
Birbirlerinin düşüncelerine niye saygı duymadılar ve neden ülkemiz batıyor böyle?
Neden mecnunun leyla için dağları delmesi gibi, bizde ülkemiz için, yüceltmek için bir şeyler yapmadık?
Neden aşkımıza sahip çıkmadık?
Bizler düşüncelerimizi özgürce yaşayan bireyler ve topraklarında özgürce gezdiğimiz bu ana vatana neden hainlik yaptık?
Neden toparlamadık yapbozun bütün parcalarını?
Utanıyorum, evet utanıyorum bunları söylerken, çünkü hep aynı sonuca varıyorum:
"HİÇ BİRŞEY YAPMADIK!.."
LÜTFEN AŞKIMIZA SAHİP ÇIKALIM! LÜTFEN ÜLKEMİZE SAHİP ÇIKALIM! LÜTFEN BİRİLERİ BİZİ BÖLMEYE ÇALIŞIRKEN, BÜTÜN OLALIM, BİRLİK OLALIM! LÜTFEN İNSANLIĞIMIZA SAHİP ÇIKALIM! SİZDEN RİCA EDİYORUM.

SAYGILARIMLA
MESUT ÇOBAN

16 Aralık 2008 Salı

Komşu Katliamı -1-

0 kişi izah etti



Düşünüyorum, düşünüyorum.. Demekki varım!
Saçmalayacağım daha ilk cümleden belli bakarmısınız :) Bütün blog yazarları zamanlar kırmııyorlarmı bir kaç tahtayı?
Bugün tamamı ile bana battı.
Bir-iki yalancı ve sahtekar, yoldan saptıran imtihanlar...
Bütün manyaklar beni buluyor derken şaka yapmamıştım. Şimdide "hatun çemkirmesi" eşliğinde komşuya kaynıyorum. Çok keyifli oluyor!
Sabah titreyerek uyanmak hiç hoş değil. Kalorifer kazanına girip kömüre bulanmakta hiç hoş değil. İnsan sahtekar olunca kazan niyetine, gencecik iki bayanı, komşusunu yakmaya çalışırken hiç beklemediği birşeyle karşılaştı!
Kumrall sabah sigarası niyetine herifi yaktı. Senmisin 18lik kızdan hesap soran. Öyle bitarafına baka baka yakarsın kazanı işte.
-Kural belliydi. Kazanın elektirik parası bize, yakma işi alt komşuya.-
Önce kömür parası verildi. Kalorifer kömürü yerine soba kömürü geldi. He dedik kış sonuna kadar çıkmazsa kaynayalım sahtekar komşuya.
Kaloriferler 3 günde bir yanmaya başlayınca anladıkki bizim aldığımız kömüre konmuşlar. Tabi yusuf yusuf. Hergün yanarsa 3 ton kömür bitebilir. Böyle bir ihtimalde var.
Ahh babacığım. Sen kızının sezgilerine az güvenseydin ya! Ben demiştim evi tutarken, babacım, bu ev bana negatif enerji verdi diye! Başlarım enerjinede sinerjinede dedi. Olan yine bana oldu...

Sabah kalktım (öğlendi ama benim için gayet sabahtı) dedim fırınına gurban, bi gidip ekmek alam. Aldım ekmeğimi dönüyorum, çat komşunun hıyar eşi dikildi tepeme. Başladı gazele..
-Babanı aramışın.
-He aradım. (biratafım dondu yavşak herif!)
-Ben senin kaloriferlerini yakmak zorundamıyım. Ev arkadaşına öğrettim nasıl yakılacağını, bi gün ben bi gün siz yakacaksınız. Hem hastayım demişin babana hem sigara almışın. Yakmamda yakmam. (gerçek hatun çemkirmesine hoşgeldin, belanı aradın günah benden gitti.)
Bu arada evin altındaki tekel bayideyim. Ama herif konuştukça benim suratuna suratına en balgamlısından tüküresim geliyor. Zaten kaçtır sinirliyim. Öncelerde bi denedi şansını bu zorlu komşu. Bi asılayım şu hatunlara, nasıl olsa üst kattalar dedi. Benim duvalarıma doğru çarpınca bozuldu. Bir ara tehditvai cümleler kurdu. Yok söyleyecem babana gece çıktığını, sigara içtiğini, gece tepemizde küfür ettiğini bilmemne. Tutmadı, ben aynen devam. Tabi komşu gızları alakayıda kesince herif otomatikman kendini hıyar konumuna koydu. Koca tarladaki en sap hıyar...
-...Paranın daha 130 lirasını alamadık kumral hanım. Etrafta diyomuşun 600 lira verdim ben o kömürlere, yakmıyorlar etmiyorlar.
-Biliyoz biliyoz gazel okuma şimdi. 10 bin lira borcu ben yemedim sağda solda sayın komşu.
Beklenmedik bir cevap. Sahtekar ve icra tarafından kovalanan bir adam için oldukça oturaklı bir cevap!
-...Beni kimse o kazana kömür yakmak bahanesi ile sokamaz. Arkadaşımıda sokturtmam. Tabi babam burdayken asenaaaa, kıvııırr, babam gidince, başıboş, sahipsiz hatunlara saldır. Yok yaaağğğ!! Bi telefon açarım dökerim buraya memleketi haberin olsun. Sabah sabah diklenme bana ben erkeğim, vururum, kırarım, gerektiğinde döverimsi edalarınla. Benim edebiyatım iyidir. Böyle dut yemiş bülbüle dönüverirsin işte. Hadi canım, erkeklik, hatuna zeytin bahçelerinde zeytin toplatmakla olmuyor. Önce bitarafına yapışan borçları öde sonra gel bana...

Hışım hışım çıkmış bulundum tekel bayiden. Biraz kendi çapında gudurdu tabi ahlaksız. Bende evde bi isyan bastırdım komple iznik duydu. Biz böyle bağrışırkene canım ev arkadaşım zeytin dalı uzatmaya indi bayiye. Oda sinirlenip çıktı. Böyleyken böyle. Şimdi son hız yanıyor kaloriferlerimiz.
Üstün başarı belgesi almalıyım. Eh kökümüz üsküpten geliyor olsun o kadarcık.

DipNokta: Size çemkirene aklınıza ilk gelenleri söyleyin. Çok başarılı oluyor :D

Ertesi bir sonraki kavgaya...

14 Aralık 2008 Pazar

Ben bir kurbanlık koyunum

0 kişi izah etti



Çölde kalan bahtsız deveden kocaman selamlar getirdim. Ki ben bi elimde negro bi elimde coca cola zımbırtısı ile ne ara blog yazmaya başladım diye düşünürkene birden mesut adında elimden çok çekmiş bir arkadaş bloguma yazarlığını koydu. Kendisine bu saçma sapan ve işeyaramaz yerde başarılar diliyorum...
Memlekete ne hayallerle gitmiş, neler bulmuşum. Çok memnun değilim. Şimdi biraz hafızamı zorlayıp 10 günlük küçük arada neler gelmiş talihsiz ve bahtsız devenin başına onları yazmayı planlıyorum. Bir dakika! Başımda dikilen ev arkadaşım sayesinde bi halt edememekten korkuyorum sanırım! :)
Bir salı gecesi o lanet olasıca minibüse bindim. Evet, bindim çünkü buna mecburdum. Beni memlekete götüren son vasıtaydı çünkü. Yanımda iki tane kıro ile yolculuk etmekten kesinlikle hiç memnun değildim. Ben tozuttuğumda dinlediğim rammsteinlerimle yolculuk ederken onlar mal mal suratıma baktılar. Çünkü onlar tozuttukları anlarda müslüm dinliyorlar! Bense sevmediğim halde yorgun düşebilmek, gece baş ağrısına kapılıp erken uyumak için rammstein dinliyorum. Gerçi müslümde dinlesem aynı etkiyi yapar eminim...
Evde sigara içemeyen tek insan benim. Herkes pöfürdetirken ben ya cama, ya evhanımı yengeme, yada terasa kaçmak zorundayım. Ne acı!
2 uydu bile sarmayınca depresyona giriyorum. Uyuyamıyorum.
Neyseki imdadıma canım kardeşim yetişiyor. Küfürbaz kankasınıda alıp koşuyoruz memleketin en işlek caddelerine. Caddeler bizim, sokaklar bizim, kafeler falan, hepsi topyekün bizim. Bizim olmayan tek şey dağlar denizler. Onlarda devlete kalsın dimi?
Biyerde oturup tavla oynayışlarını izlerken beynim fıldır fıldır dönüyor. Babama söyleyeceğim yalanlardan tutunda, etrafta tanıdık varmıdır endişelerine, annemin attığı çağrılara geri dönemediğim için akşam yiyeceğim azardan, acaba yarın ne giysem..e kadar. Bir an şöyle çevreme baktım, ulan ne yapıyorum ben be! dedim. Kaç tane salak bi kaç işi aynı anda götürmeye çalışabilirki. Hem düşünüp, hem konuşup, hem msj yazıp hem bu kadar şeyi planlıyor olmak ayda ya 2 ya 3 kere olur bana. Yoksa bilinirki zaten mıymıntının tekiyim.
O an sıkıldığımı farkettim. Amacım biraz hava almakken iş çığrından çıkmış, küfürbaz arkadaş ana avrat kaynarken bütün hanın bizim masaya şaşırmış ve rahatsız olmuş bir biçimde baktığını farkettim.
Yaptığım en iyi şey kaçmaktır. Nitekim kimseye farkettirmeden kaçtım oradan.
Gece yine senaryo aynıydı. Evdeki kadın kısmıyla çay içtik, çekirdek çitledik.
9 günlük bayram tatilini 13 güne çıkarmış biri olarak mutlu mesut yuvaya uçtuğuma pişman olmuştum. Olmuştum ama artık bir faydası yoktu.

Bayram sabahı!

Yatağamı yapıştım acaba. Tüm sesleri duymama rağmen bir türlü reele dönemiyorum. Kurbanlar böğürtüler eşliğinde kesiliyor. Kabus gibi. Tekbir getiren bir takım adam sesi duyuyorum. Bir ara acaba benimi kesecekler diye yataktan kan ter içinde zıplıyorum. Sağıma soluma falan bakıyorum. Evet mavi boyalı odamdayım. Tımarhanem benim, canımmm benimmm...
Bayramdan sonra bir hafta süre ile neden her sabah kavurma yediğimizi anlamadım hiç. Bu bize şişmanlamamızı sağlamak amacı ile aşılanmış olan bir gelenek sanırım.
O yüzden olsa gerek feci halde midem yanıyor hala...
Sigaradanda olabilir...

Bayram sancılı geçti. Et, dalak, böbrek, iç yağı, kafa tası, dana dili, kedi bağırsağı derken bittimi? Bitti bitti...
Ben yeni yağlarım, artı 3 kilomla geri geldim. Psikolojim hatun dırdırından, anamın son 3 gün yaptığı kızımı özlerim muhabbetinden bozuldu.
Anneciğim inanki burda olmaktan çok memnunum. Hiç üzülme sen.
Babamla koyun koyuna sigara içmiyorum artık. Midem yanınca sigaraya küfretmek yerine kendime ediyorum. Devrim oldu...
Ha bakalım son anı burada...
İznik yolları kesinlikle taştan. Ki zıplamaktan çişimin gelmesi çok normal.
Babamın opete küfürler eşliğinde arabayı çekmesi, benim wc denen illete girip birde cigara yakmam çok güzeldi. 10 dakika boyunca söylenen babama inat çok uzun kaldım.
Birde girince tavanı kontrol ediyorum. Dumanı algılayan cihazlar var hani (dürüstüm adını bilmiyorum), ötüyorlar, su fışkırtıyolar duman olunca. İnceledim bulamadım, o yüzden yayılarak içtim cigaramı.
Gelene dek yolları izledim. Mutluydum. Birazdan hayatımın aşkına, bilgisayarıma kavuşacaktım. Yenişehir üzerinde koskocoman ovada koyun gören annem, ayol bunları neden satmamışlar, ne güzel besili koyunlar, kocacım bitane alalımda kıza keselim (o kız kesin benim!)...
Et görmek, kesilen hayvanın boğazından alınmış kanın alnıma sürülmesini istemiyorum. Beni bu ara kan tutuyor.
Canım babam lafı yapıştırdı. Ben birazdan bir günlük hasılatı senin kıza vereceğim karıcım, okulu bitirsinde
keseriz inşallah.

Kendi adıma üzüldüm. Çünkü başıma bir iş gelmesin diye kesilecek o kurban 2 sene sonraya ertelendi. 2 sene sonra sakin bir kız olacağımdan eminken, dahada sakinleşeceğim ya, işte bu beni yaraladı birden.
Babam iyi iş çıkardı gerçekten. Şimdi iki sene dilediğim kadar koparabilirim kayışları :)
Haydi bismillah!

10 Aralık 2008 Çarşamba

Denge

0 kişi izah etti

"Bir adam sevmek ne kadar zorsa benim için ölümü seçmekte o kadar zordu...

Bir adam sevdim, hakikaten çok sevdim, kısaca ölümü seçtim ama, aması bir türlü olmadı işte. Sonunda yetmedi tılsımlı aşkım, aldattım." dedi bir arkadaş...

Aldatmak fiili ne tuhaf. Severken aldatmak fiili dahada tuhaf...

Olmaması, sonunda tek gecelik bir aşka heba olan o tılsımlı aşk!

Tuhaf ve acınası...

Aldattığınız kişi belki sizi gerçekten seviyor, değer veriyor...

O an umurunda bile değildi belki!

Hangi ilişkide gerçekten tam denge varki? Bitane bile görmedim. Göremeyeceğimden de adım gibi eminim...

Eyyy tılsımlı aşklar.

Belki sevişmezsin ama, sevişmemek aldatmaya girmez diye bir kuram görmedim ben...

Elini tutmuş, aynı yatağa girmiş, nefes teması yaşamış falan. Sonra ne olmuş? Saatlerce durmadan kusmuş. Okulda, evde, yolda belde, hep kusmuş. Aldatmak ne kadar basitmiş meğer. Kimseninde ruhu duymazmış.

Lanet olasıca beş dakikalık bir heyecan uğruna nerede kalmış o senelerce savaşılan, uğruna ölümlere yürünen tılsımlı aşklar?

Şimdi bu hatun ne sayıkladı gecenin köründe derseniz, aldatmanın tarihçesine inmeden, içimde biriken o bilinçsiz, düşünülmeden, hiç kelime ayrımı yapılmadan yazılan bir kaç satır...

Ben aldatıldım, aldatıldım ve yine aldatıldım...

Hayatım baştan karışıktı. Ayın bilmemkaçıncı aptal gezegenin önünde şahlandığı, tanrıların duaya durup üzerine sevişme partisi yaptıkları, şarapların isaya adandığı, bilimadamlarının olayı uçkurlarına bağladıkları bir gecede doğan kumral bir kız çocuğu olarak dünyaya gelmişim.

Herkes için yılın miladı olan bir gecede.

Nedense burcumada merkez diyorlar.

Kimseyi dengeleyemememden belli merkezliğim...

Doğduğu güne lanet okumayan sayılı çocuklardan biri olduğumu düşünüyorum.

Hayatta tek uyuz olduğum şey aldatmak ve ben bunu bile beceremiyorum...

Okumadan geçebilirsiniz. Çünkü ben yazarken geri dönüp okumadım. Okuyanlarında kayda değer bir faide sağlayacaklarını hiç ummuyorum...

Nedense aldatanlara sinir oluyorum artık. Eskiden "banane yahu!" derken, bu gece ne değişti?

Utanması gereken insanlar utanmazken ben utandımda o yüzden...

Bütün sevişken mahlukatları lanetliyorum!

Uçkurunuza hakim olun. Çok yırtıcı davranabilirim. Kan çıkabilir!

4 Aralık 2008 Perşembe

Bloglara Gelesice

0 kişi izah etti
Bütün dengesiz olaylar bana vuruyorsa benim suçum ne söylermisiniz Allahaşkına?
Yani çığrımdan çıkmış olmama rağmen komik bulduğum ve ssürekli güldüğüm şu saatlerde, aslında acı çekiyorum ve bi hayli canım yanıyor.
İsmi lazım değil bir bayan arkadaşın evinde olmaktan son derece mutlu muyum? Bilmem... İdrak edemedim desem yeridir...
Bir insan 3 fincan çay, bir koyu türk kahvesi, üzerine içilmiş bardaklarca sudan sonra tuvalet kapılarında bekletilirmi yahu?
Sihirli sözcük "domestos"un (ki benim nedense daima domates diyesim gelir) büyüsüne kapılmış o çocuklu, şişman ve şuan elinde örgüsü, huysuz virjini izleyen hatun akımına uğramış biri olarak pişmanmıyım? Kesinlikle evet...
Tuvalet kapısında sekiz çizdim. Peki neden?
Çünkü tuvalet gecenin 11 inde temizleniyor. Hemde domestos denen o illetle...
Ha illada 3 kere 10ar dakika aralarla girdiğimden değil...Tamamen dibinde biriken kirden..Yılların kiri....
Yılların kiri neden benim olduğum gece temizleniyor onuda anlayamıyorum, buda benim yazmam için nasip olan bir tür malzeme olsa gerek....
Tuvalet kapısında çektiğimi bir ben bilirim birde Allah...
Tuvaletin benden sonra temizlenmesine de pek gerek kalmadı..
Çünkü ben benden geçeriken içimde domestostan daha ulvi bir atık oluştuğundan, milyonlarca asidi bir araya soksan daha temizleyici bir madde oluşturamazdınız...
Sonunda mutlu son merteebesine ulaşmış olsakta, yaşadığım komik ve gergin dakikalar bana yetti...
Buyrun..
Ben kendi kendime çatlamıyorum...Çatlatacak olay çok sayın okurlar...

2 Aralık 2008 Salı

1 kişi izah etti
Bugün sabahtan beri çıldırmanın taaa eşiğine gelmiş bir blogger olarak son sözüm, Eyvallah...
Yok, hayır, konuşamıyorum, veda ediyorum şimdilik 12 gün!
Ve mümkünse gözüm canımı sıkan hiç birşeyi görmesin istiyorum...
Başım bu kadar kalabalıkken ve gerçekten çok sıkılmışken gitmek belki en akıllıcasıdır, kim bilir!
Ağzımın payını bir kez daha enine boyuna aldım, birdaha kimseye o kadar değer vermek yok...
Ben şimdi evime gidiyorum, size iyi bayramlar diliyorum...
Aman ha! Sakın benim gibi arada şartelleri attırmayın, sonra toparlaması feci zor oluyor..

20 Kasım 2008 Perşembe

Yine!

3 kişi izah etti

Ben…

Ben ve içimdeki kuşkulu yalnızlık…

Birileri yolda kalırken birileri hızla yol almakta..

İçtim…

Çok içtim bu akşam…

İçip içip ayıldım…

Bu yalnızlık benim, ilişmeyin…

Bu yalnızlık topyekün benim elleşmeyin!!!

Kanun buysa ben çekiliyorum... Kapalı ve yalnız girdabımda oldukça mutluydum, neden uyandırdınız uykumdan sorabilirmiyim?

Şimdi sigara dumanının felç olduğu bir odada uykuya dalacağım... Hayır hiçte estetik değil bu!

Ne zamandır kadındım, ne zamandır seviyordum, ne zamandır aldatanları affediyordum ben!

Ne zamandır sevişmeleri unutmuştumda bu gece birdenbire aklıma geliverdi!

Ben şimdi nereye kaçacağım sorabilirmiyim size?

İçim içime sığmıyor...

İçim içimden geçiyor...

İçim içimi kemiriyor...

Dön...Dön sevgilim...Bu yırtıcı şafağın en derinini tadalım...

Kurtarılamamış bir boşluğun en derininden saygılar ve selamlarımla...

Bitiyorum...

Yavaşça eriyorum dostlar...

Yine girdim kör kuyulara..Mutluluğun ardındaki kara sislerin arasında...


86...

18 Kasım 2008 Salı

Hay adaletine ......... dünyası!!!

0 kişi izah etti
Günaydın demek için çok geç bir vakit farkındayım!
Yüksek gerilime ve karnımdaki ağrıya dayanamayarak uyudum...Çok uyudum...Bu vakitlere kadar uyudum...

Çok güzel bir gün geçirdik dün 4 arkadaş. Erkek arkadaşımızın evinde kahvaltı ederek başladı günün güzelliği. Ben ve ev arkadaşım yarı uykulu küfür ede ede, bize gelen kız arkadaşımızla, onun erkek arkadaşının evine gittik. Sofra hazır, çok özenilenerek hazırlanmış belli! Eh biz buna aşkın gücü diyoruz...
Kız arkadaşımızla erkek arkadaşı, aynı zamanda sınıf arkadaşımız olan erkek arkadaşı, oldukça mutluydular...
Onların mutluluğu benim mutluluğum oluyor bir kaç zamandır. Beni onların çekici, masum, saf, tertemiz ve alabildiğine özenli aşkları mutlu kılıyor... Bazen gülümsetiyor, bazen yardım etme, sorunlara ortak olma içgüdülerimi alevlendiriyor... Anlık bile olsa sorunlarımı unutuyorum... Kendi derdimi 2. plana atıyorum. Zaten benim dertlerim 2. planda daha rahat çözümleniyor, bununda farkındayım...
Herneyse... Zaten bir iki haftadır hep böyle...
Yalnız kalmalarına müsade etmek istememe rağmen onlar beni yalnız bırakmak istemiyorlar diye düşünmekteyim..
Buda işin gırgırı olsun (:

Önemli bir sorunla karşı karşıya olmalarına rağmen onlar hala çok yalınlar. Aşklarının peşindeler ve kaybetmekten korkar bir halleri var.
Nerede kalmış böyle temiz aşklar? Biz küçücük bir sorunda koşar adım kaçarız.

Sorun büyük olmasına büyük. Sorun sadece onları ilgilendiren bir sorun değil yazık ki!
Bu sorun bütün türkiyeyi tehdit eden bir sorun!
Bir kuşu bir kafese ne kadar hapsederseniz kuş o kadar cansızlaşır... Zamanla bütün alımını ve canlılığını kaybeder. Kafeste odaklanacak pek birşey yoktur. Sadece zaman kavramı vardır. Etraftaki bir kaç insan kafesin ardından sessizce bakıp kuşun güzelliğine ve alımına takılı kalır bir zaman için. Ya sonra? Kuş alımını kaybetmeye başladıkça etrafındaki insanlarda tek tek çekip gitmeye başlar.
Bir insanı kafese tıkmak!
Kurallar koymak!
Hele hele genç bir kız olursa bu!
Bunalım...Sıkıntı...Üzüntü...
Vah yazık! Bu çağda bu otorite...
Kural 1! Erkek arkadaş yasak...
Daha kural 1de yasak..
Eve en geç 19.00 da girebilirsin. 5 dakika gecikirsen ailen aranır, evden azarı enine boyuna yersin!
Başına bir abla koymuşlar. Önce cemaatin sonra ablanın sloganı şu:
"Yoldan çıkmışları yola getirmek. İslamı tüm Türkiye'ye kafana göre yaymak. Önce genç beyinlerden başlamak. Sonra her kesime hızla yayılmak. Bir miktar para karşılığı bir kaç öğrenciyi aynı eve sokmak. Sabah namazı, akşam ve yatsı namazı derken, işi sapıttırıp artık ota boka karışmak."
İslamiyet çok saygı duyduğum, hatta bir üyesi olduğum bir din olmasına rağmen bu tür ahmaklar yüzünden giderek soğuyorum.
İslamın olduğu yerde dedikodu olurmu hiç?
Bu kişiler yapıyor. Kulaktan kulağa yayılıyor hızlıca söylemler. "Şu şununla berabermiş. Hemde cemaat evinde kalıyor terbiyesiz. Foyasını ortaya çıkartmak lazım!"
Peki nedir bu cemaat evi arkadaşım. Kim başlatmış bunu...?
Yeşilırmak dershaneleri vardı biz öss ye hazırlanırken. Ben gitmedim, gidemedim. Ne halt olduklarını az buçuk bilirim. Hiç gelemem dersi dinle karıştırmaya. Herşeyin yerini ayrı tutabilecek bir beyne ve akla sahibiz çok şükür.
Giden gitti. Gittiler, hazırlandılar, kazandılar...
Çok başarılı olan öğrenciler şuan bu ve bunun gibi dershanelerin cemaat evi tabir edilen öğrenci evlerinde kalıyorlar. Su ve elektirik faturaları ödeniyor, yakıt paraları aylık verdikleri 200 lira gibi bir ücretin içinden sağlanıyor. Erzaklarıda alınıyor tabi. Bu 200 liranın içinden bir öğrencinin bunca masrafını nasıl karşılıyorlar oda ayrıca düşünülmesi ve izlenmesi gereken bir nokta.
Tek istedikleri öğrencilerin -onlara göre- namuslarını korumaları. Biraz kapalı takılacaklar, erkeklerden uzak kalacaklar, evde yapılan her türlü eziyetede katlanacaklar.
Öğrenci kafayı yiyecek!
Başları kimdir?
Fetullah gülen ve yandaşlarıdır... Bir çoğu bunu bilmez. Nur ve Süleymancı cemaatlerinin, pardon, tarikatlarının işidir bu evler. Evlerde kal! Kurallara uy! Senden iyisi olmaz. Hatta birazda onlara benzemeye başlaman gerekebilir.
Okulun kapısından girdiğin andan itibaren tek bir erkekle muhattap olamazsın. Olursan uyarılırsın. Biraz şen bir kahkaha at azarlanırsın. Biraz açık giyin evde günün gösterilir. Aşağılarlar.
Bu ablalar nedirki? İmam falan iseler bizde bilelim gerçekten...
Onlara göre tuhaf biz göre gayet doğal şu eylemlere giriştiğin an kendini kapının önünde bulman olasıdır. Aileye verilen bilgi ise şudur * KIZINIZ YOLDAN ÇIKTI...!
Ağzıma kötü cümleler almak istemiyorum sinirlenip.
Ne kadarda masumdu oysa. Ne kadarda ciddi bir birliktelik...
Kadınımız bu ülkede modernizmden uzak tutulmaya çalışılıyor.
Erkeğimizde öyle...
Atamızın bize bıraktığı modernizm ayaklar altına alınmış durumda...
Biz batıya uymayalım, sakın ha!
Ayıptır, günahtır...
Bir gün başımız önümüzde hiç tanımadığımız zengin, göbekli ve kel heriflerle evlendirileceğiz...
Hay adaletine ......... dünyası!!!

2 Kasım 2008 Pazar

1 kişi izah etti
Ne güzeldik biz...Sen...Ben...
Gülüşün avuçlarımın arasında sanki..
Sanki kapıları kilitlerdik üzerimize o sonsuz boşluklarda...
Öpüşürdük...Sevişirdik gözlerimizle...
Korkunç olsada etrafımız, hep sarılacak bedenlerimiz birbirimize aitti sanki...
Sen benim için bir iptin...Asıldım..Tutundum..Sana doğru tırmandım...
Tam dorukta gördüğüm manzara hem çok güzel, hemde çok yaralayıcı idi...
Gözlerini özledim...Teninin kokusunu özledim...
Bu aşk pis bir hastalık...Son 102 gün..Dayan yüreğim...
Dayanki ileride çıkacak her soruna karşı kuvvetli ol...
İşim çok zor...
Gene başa sardık...
Allah hayır etsin...Dicek başka bişey bulamıyorum...
Umarım bu sefer düzelir herşey...

Gurursuz kadının sonu ne olur biliyorum..
Salaklığım tuttu gene...!!!