Dikkat! Bu sayfadaki tüm girdiler turkcell ve isbankası aracılığı ile şahsıma sağlanmış e-imza ile korunmaktadır.

Beni koruyun!

Beni Koruyun

31 Ekim 2009 Cumartesi

Adı Bende Saklı

1 kişi izah etti
Hepimizin farklı hayatları vardı. Birimiz çok uzaklardan gelmiştik, birimiz sürülmüştü, birimizin dünya üzerinde yalnızca tek bir varlığı, yaşam sevinci vardı, birimizin saatlerce yol mesafesi uzaklıkta yerlere gidesi… Birimizde memleket kokusu duyardım, birimizde tehlikeyi… Ben hiç biri gibi değildim. Belki de hepsiydim. Hepsinin karakteristik özellikleri bende toplanmış gibiydi. Hüzünlüyle hüzünlü, sürülmüşle sürgün, sevgiyle sevgi, uzaktan gelenle bir o kadar uzak… Her gün kaçmak isterdim binlerce defa. Memleket kokardım, tehlikenin tam ortasındaydım… Ben hepsiydim ama hiç biride değildim aynı zamanda. Bir sabah yalnız olduğumu keşfettim. Aşkın yalan olduğunu, sevgiyi herkesin hak etmediğini, arkadaşlığın anlamını sürekli azalarak kaybettiğini…Ailemden kime bağlıydım ben? Babama hiç bakmadığım gibi baktım o sabah. Sanki ölecektim. Sanki bu evdeki hiç kimseyi birdaha göremeyecektim. Anneme defalarca öptürdüm kendimi. Ablama sarılıp ağlamak istedim saatlerce. Yeğenimi koynumda uyutmak istedim ve eniştemle kuşak çatışması yaşamayı. Biz kaç kişiydik orada? Ve kaçımız biliyordu hayatın gerçek anlamını? Hiç birimiz aşkı için savaşmayı göze alamadı. Hiç birimiz fikirlerini baskılar karşısında büyük bir cesaretle savunamadı. Hiç birimiz baş kaldıramadı haksızlıklar karşısında. Ve bize verilen görevleri asla tamamlamadık. Hep yarım bıraktık, hep sona kaldık… Biz böyleydik ve hep böyle kalacaktık.

Artık yapamadıklarıma ve yapamayacaklarıma üzülmeyi kestim. Belki de herkes gibi kabul etmişimdir bende. İçimdeki isyankar veled ölmüş olabilir. Ruhum git gide küçülmüş olabilir. Yada hastayımdır. Bilmiyorum ve bilmeyide hiç istemiyorum. Hala hazırım. Hala uğruna savaş verebilirim ama yorgunum. Üstüne gidemiyorum hiç birşeyin ve hiç kimsenin. Sadece dinliyorum içimi. İçimde seslenenler, içimde kurban verilenler, içimdeki yangınlar… Şişmiş, taşmış bir haldeyim. Kolum kanadım kırıldı sanki. Nedensiz diyorlar ama kimse nedenleri bilmiyor. Sanırım yalnızca kendimi anlatmıyorum insanlara. Gurbet evim olduğundan beri kendimden bahsetmediğimi yeni farkediyorum. Onun yüzündendir muhtemelen. Sanki umurundaymış gibi. Şu ara ölmek istemiyorum. Bende evimde yaşlanmak istiyorum.kimse bilmese de bende çocuklarımla büyüyüp, onlarla yaşlanıp, onların yanlarında ölmeyi istiyorum. Dil başka, yürek başka. Bu dünyada kimin için iyi birşeyler yapılırki… Hakeden kaç kişi var ki?


Isterdim ki cenaze törenimde “Sezen Aksu”dan “adı bende saklı”yı çaldırsınlar. Çünkü evet, bana fazlasıyla uyuyor. Kimsenin neyi niçin yaptığımı anlayamamasını adı bende saklıya bağlıyorum. Varsın kimse anlamasın zaten. Maksat eleştirmek olunca herkes sırayı kollar.


Sonra bir restoranda yemek yesinler, benim yerimi boş bıraksınlar. En sevdiğim beyaz şarabı, ızgara köftemi, rus salatamı servisime eklesinler. Bizim çorumlu sevdiğim türküleri söylesin. Şarışın bir solist türk sanat müziğinden birşeyler okusun. Arada eşlik etsinler. Kimse ağlamasın. Herkes yad etsin beni. Ve konu kapansın. Bir filmde izlemiştim. Ölen kişinin adını asla anmıyorlardı. Ismini asla söylemiyorlardı. Öyle olabilir mesela. Güzel bir yöntem. Çünkü kimsenin benim için üzülmesini istemem ben. Ama en azından bir sure birşeyler yapıldığında benim servisiminde açılmasını isterim. Insanlar alışana, ben gitmeyi sindirene kadar en azından. Bende suçluydum evet. Herkes gibi bende hatalar yaptım. Bende konuşmadan önce düşünmedim evet. Kimse beni büyütmemeliydi bu kadar kafasında.


Tek suçum insanlara birer şans daha vermekti. Biraz daha sevmek biraz daha değer vermekti. Hepsi bu!


Şimdi içim rahat. Bana ne olursa olsun. Ben toplayacaklarımı topladım. Yapacaklarımı yaptım ve bitti. Yola çıkmalı… Hemen…Hemen…


27 Ekim 2009 Salı

Konu birtanemiki başlık olacaktı

4 kişi izah etti

Uzun süredir yazamamamı herhangi bir teknik arızaya bağlamıyorum. Dürüst olacağım, üşendim. Üşenmekten ziyade, oturup yazacak ne kafa kaldı, ne sabır, ne selamet...
Neyle uğraştığımı bende bilmiyorum. O kadar çok şeyle uğraştım ki...
Geçen zaman içinde çıkan cingarlardan açık alenen kitap yazılır, entrika dolu cilt cilt roman çıkar...Neler neler...
Biri öbürüne kaymış, öteki diğerine kaymış, kimin eli kimin neresinde belli değil falan filan. Fakat velakin tek derdim bunlar değilmiş gibi, bizim kendini evin direği zanneden yarı üsküplü yarı tekirdağlı alkolik babamın kendi kendine atraksiyonlar yaratıp ortalığı karıştırması konusuna girmiyorum. Çünkü ondan da sıkıldım, tıpkı diğerlerinden sıkıldığım gibi...
Tutuklu kaldığım platonik aşkımada giresim yok, çünkü ona girince çıkamıyorum. Oda bana gelmiyor zaten. Umurumda mı? İtiraf ediyorum, umurumda... O yüzden bu gece ne tür alkoller alsak diye düşünüyoruz sürekli. Bir gece rakı içiyoruz, bir gece bira, bir gece şarap...Tekilaya ara verdim çünkü pahalı...
İşte tamda o günlerden biriydi. "Adı bende saklı"yla "ben sende tutuklu kaldım" arasında mekik dokuduğum bir gece...Şarap ve puro...İşin özünü açık ettik...Deli gibi sarhoş oldum. Pc nin ekranına resimlerimizi slayt ettim. Geberene kadar içtim, şişene kadarda ağladım... Sonra yine her zamanki gibi uyudum. Binbir karmaşa, binbir dalaverenin içinde kalmıştım. Düşünmenin ötesiydi bu artık... Hani için içini yer. Kalbin boğazından atar. Kusmak istersinde kusamazsın. Gözlerini açamazsın artık ağlamaktan. Bi türlü boşalamayan birşeyler vardır içinde. Hani artık kimsen kalmamıştır ve sen ağlayacak bir omuz ararsın. Boşluk, koskocaman hemde. Dibi görünmeyen bir çukurda hızlıca düşersin...Gerçi hala öyle biliyon mu hemşerim. Geçmedi yani... O gecelik değildi o...
Herşeyimi kaybetmek uğruna, aklına gelebilecek herşeyimi...Tek bir gece...Yok düşündüğün gibi birşey değil o...Sadece sarılıp uyumak, nasıl uyuduğunu görmek belki...Belki rüyalarını tahmin etmek. Anne şefkati var içimde deli gibi. Bu aşk beni delirtmek üzere... Sırf aşkım yüzünden kafayı zıplattım abicim. Ben ki işin alimi olacak yaştaykene... Ne okursan oku, hangi okulu aşındırırsan aşındır, aşkın çözümünü, tedavisini bilmemnesini çözemezsin. Bir gece alıcam elime tüfeği, dayanıcam kapısına, çağırcam bizim çingen şoparlarınıda, ben evi kurşunlarken arkadan dümbelek çalsınlar, biri kemana, öbürü dayansın gırnataya... YA BENİM OLACAN YA TOPRAĞIN DİYE SAYDIRAYIM. Bütün bursa polisi, cendermesi galyana gelsin. DGM'ye düşelim yaaarrrr..!! Benimkiside tıpkı bir serçe kadar korkak çıktı. Hay tüküreyim erkekliğine allahın şoparı. Geber aşkındanda söyleyeme. İkimizde sürünelim. Ben zaten alışkınım.
Herneyse ne anlatacaktım nereye geldim yine. Ben o gece bi 35lik şarabı devirdim kanımca. Yanında kahveciden aşırdığımız puro. Çevire çevire içtik oda arkadaşımla. Sabah rölöve çalışması için izniğin köylerinden birine gidecektik. Sabah zaten çok zor uyandım. Suratım davul gibi, bünye hala uykuya kanmamış, alkolü sindirememiş bir halde. Kahvaltı ederken oda arkadaşım gitmemem için çok ısrar etti. Nedeni de o gün göğüs hastalıklarına gidecektim astımım için. Proje grubu yalnız kalmasın diye gitmek zorunda hissettim kendimi nedense... Kaderde varsa düzülmek neye yarar üzülmek yada tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin de yaşadığım şeyden nasıl zevk alırdım bilmiyorum. Neyse okuldan bizi küçük çaplı bir otobüs aldı. Böyle içi dışı yeni temizlenmiş, suyu üstünde falan. Biz bindik, 10 km kadar gittik, vardık, inicez otobüsten. Sonlara kaldım. Arkamda da alicim var... O ara ona laf yetiştiriyorum ve birde şikayet ediyorum, "ulan bu otobüs niye bu kadar küçük, düşücez kırıcaz kafayı gözü" diyeee, derkennneeee, pat, küt, güm...
Tek hatırladığım başımın döndüğü, gözümde anlık bir kararma olduğu, merdivenlerde ayağımın burkulduğu ve ayağımın üzerine oturduğumdu. Tabi burkulmuş ayağın üzerine 90 küsür kilo oturunca ayak dayanamadı. Kıt diye bir ses duydum. İlk defa baş gösteren bir panik atak krizi girdi bana. Sanırsın ki ellinci kattan düştüm. Ağlıyorum deli gibi. Ali manyağıda yüzüme bakamıyor, meğer deli gibi gülüyormuş. Bir tarafımda seda, bir tarafımda yağmur, biri ayakkabımı çıkardı, herkes bir şey söylüyor ama ben geberiyorum acıdan. Biri hastaneye götürsün diye çığlık atıyorum. Etrafıma en az 35 kişi toplandı. Lan açılın ölüyorum. Bizim muhterem bölüm hocası ibocum bi 10 dk sonra teşrif etti. Baktı ben gidiciyim attı beni arabaya. Uzunum yardım etti sağolsun. Valla çok takdir ettim. Beni taşımak kolay olmasa gerek. Hastaneye girdik tabi bende panik manik kalmadı. Röntgen falan, ezilme olmuş. Normal, 90 kilo...Yazık lan ayağıma çok acıdım. Tabi hastane kısmı kolayda, yurda gelme kısmı zor. Getirdiler ama birde onlara sor. Bunun yukarı çıkma kısmı var. Bir kolumun altına ibocum hocacım, bir kolumun altında uzunum. Ben tek ayakla merdivenlerde yukarı zıplıyorum. Yağmurcum odada tekerlekli sandalyelerden birini kaptı, benim sandalyede normalde bozuk ve kim oturursa otursun normal seviyesine iner otomatik olarak. Tabi konu benim, iriyim falan ya, ben oturunca fışşşttt çöktü. Arkada bir kahkaha koptu. Dövmek isterdim ama yapamadım... Kapıda kimse olmaması bahanesiyle uzunum odama da teşrif etti. Ah birde nasıl dağınıkmış, heryer heryerde... Donlar bi tarafta kurutulmaya bırakılmış, yataklar dağınık, eşyalar havada uçuşuyo. Yazık çocukceyzin psikolojisini bozduk.
Herneyse...Bir hafta paso yattım. Yapamadıklarımı yaptım. Şimdi ayağım geçti sayılır. Fazla zorlayınca acıyor. Dinlen demişlerdi ama ben yine rahat durmadım. Heryeri gezdim. Bol bol çay geyfe içtim göl kenarında. Ona rağmen geçti yani işte...

Hayatımda her rengi bir kaç tonu var. Şimdi siyahımsı grimsi, pembemsi, morumsu. Öyle yani. Bir kaç gündür hayat bana kaçmış muamelesi yapıyorum kendime. Alkol almadıkça fazladan gülmüyorum. Gereken insanlarla muhattap oluyorum. İkinci entrikalar kuşağında görüşmek üzere, Hoşçakalın anam...

9 Eylül 2009 Çarşamba

Yağmuuurrrr, yağmuuurrrr....Geri verecek buharlaşan...Hay Allah cezanızı versin!!

7 kişi izah etti


Mutlaka yazmam lazımdı. Evet yazmalıyım yoksa kahkahalarım şişmiş boğazlarımda patlayacak. Fakat atlayarak yazmalıyım, o kadar yaygara yaptım ki, Türkiye geneli duymuş olabilir, bu olayıma yarılarak gülmüş olabilir, kimlik belli etmek istemiyorum!
Dün üzerinize afiyet marmarada felaket bir fırtına, yağmur, alt yapı sorunu, taşmış logarlar, bir ton kaza, dolmuş köprü altları, ev bodrumları hatta lüks araçların sürüklenişi vardı. Pazartesi üniversite kaydımı yaptırmak üzere evden ayrıldım. Gittiğim Allah'ın unuttuğu yerde bir gece kalayım dedim, ki keşke evime dönseydimde o fırtınaya yakalanmasaydım, demekki biyerden iyi bir beddua almışım, kahrol kumrall, donuna kadar ıslanda zatürre ol demiş olmalılar.
Dün akşama doğru yola çıktım Bursa'ya dönmek üzere... Buraya kadar sorun yok, ovaakçadan giriş yapıldı, sanki haff bir yağmurda var, ben eve sağ salim ulaşayım yeter diye düşünüyordum. Terminale indiğimde yağmur falanda yoktu hani ve bende sevinmiştim. Bu şimdi bastırır dedim, ben önce merkeze çıkayım, ordan vesait değiştirip eve erkenden gideyim, iftarda annemle olayım derdindeyim... Yapmaz olaydım. O gerizekalı otobüsle bir saat şehir turu ataydım keşke..!!
Ben daha merkeze çıkamadan metrekareye 50 kilo yağmur düşmüş, logarlar taşmış, kurumuş dereler çağlamıştı bile. Merkezde otobüsümü terkettiğim anda sadece 2 dakika içinde sırılsıklam oldum. Dizlerime, hatta belime kadar ıslandım. Üzerim inceydi üstelik, bütün yağmuru göğsüme yedim, soğuk rüzgarla savaştım. En sonunda buldum bir dolmuş. O hezeyanda birde taksi arandım ama nerdeee? Millet sanki taksileri yağmalamış gibiydi. Bu, paranla rezil ol kavramına ilaç gibi...
Konumuz dolmuşçu. Önce çabuk bin diye bir sırıttı. Ben ağlayacak gibi oldum. Islanmış saçlarımı ve akmış rimelimi burnumun üzerinden topluyordum çünkü. Sonra bana iş attı. Arabayla artistik hareketler tasladı. Zaten yağmurdan önümüzü göremiyorduk. Birde radyoda ibodan mavi mavi çalmaya başlamasınmı, bu iğrenç sesiyle o şarkıyı çığırttırmasınmı. Allahımmmmmmmmmmmmm! Sana geliyorum ya rabbim!
Kaza yaptık. Evet bunuda yaptık. Ve biz o gerizekalıyı orada dövmek istedik. Bi on dakikada orda ıslandım. Ettimi sana 20 küsür dakika. Kumrall yataklarda...
Orada bir taksi buldum kanımca. Ve evede döndüm galiba...
Ama eve dönüşüm muhteşemdi. Yatak yorgan oldum anlayacağınız...
Şimdi ateşler içinde o dolmuşçuyu tekrar görmeyi çok arzuluyorum. Çok pis küfür edeceğim konusunda hiç şüpheniz olmasın.
Ya rabbim! Güzelliğim nelere kadir oldu? :P

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Eleni

3 kişi izah etti

Bu yazımı ölmekte olan bir kadının ağzından yazıyorum. Elimde bir not defteri, bir fincan çoktan soğumuş çay ve bir dal sigara var. Bir kadın, bir şehir ve unutulmuş, yıpratılmış herşey. Odada genç bir doktor. Makinelerin sesi. Ölmekte olan bir kadına bakıyorum çaresizce. Sonunu eskiden beri bilen bir kadına.... Fısıldayan sesiyle bize birşeyler anlatıyor ve ben doktorun ricasıyla not alıyorum. Alt kattan bir keman sesi...Notting else metters'ın yoğun sancısı.

"Ben yıllardır yalnızım doktor. Küçükken yeşil, uzun zeytin tarlalarında koşardım. O zaman rahatça çekebilirdim temiz havayı ciğerlerime. Küçüktüm ve dünya neşeliydi. Hiç sorun yoktu babamın azarları dışında. Pek çok şeyi yapmam serbestti.
Sonra büyüdüm. Şehrin dumanına karşı koyamadığımdan beri nefes alamıyorum doktor. Bu solgun ve bitkin bedenime aldırış etme, bir zamanlar çok güzel bir genç bayandım. Sonra sırtıma bir bir inmeye başladı darbeler. Bir ara umut etmeyi öğrenmiştim. Sonra umut ışığı birden söndü. Bir silüet çıktı hayatımdan ve ben güneşimi yitirdim. Bir akşamüstü yitirdim bebeğimi. Hemde hemen şurda, şu terasta evet. Çünkü bitmişti rüya. Üzerimdeki silüeti kurşun geçirmez levhayla kaplayamazdım ya! Onun önüne kendimi siper yapmadığım için o kadar pişmanım ki doktor, bilemezsin. Evet evet, hemen şuradaki terasta kanlar içinde kaldım. Özenle taranmış saçlarım bile kana bulandı. Ve küçük bebeğim hayata veda etti. Yine bu kadar güzel, turuncu bir akşam üstüydü...
Sonra...Sonra her akşam üstü, tam bu vakitlerde, terasta şehri izledim. Sanki her zamanki gibi çıkıp gelecekti. Belimden sarılıp öpecekti sanki...Evet bunu hep hissederdim.
Doktor, iyi bak bana. Saçıma ak bile düşmedi daha. Tek suçum sevdiklerime acı çektirmekti. Onları üzmeyi göze ala ala çekip çıkmaktı kapıları. Tanrı beni reddetti. Şimdi daha saçlarıma ak düşmeden, yine bu evde, bu odada, nefes alabilmek uğrına savaşan benim. Lütfen bana yeter deme doktor, kendini yorma deme...
Kurtulamayacağımı biliyorum. Bunu defalarca duydum siz dışarıda konuşurken. Ne sen, nede makinaların, boşa çaba harcamayın tükenmiş bedenim için...
Doktor, sizden birşey rica edebilirmiyim?
Fişleri çekebilirmisiniz?
Yalnızca tek hareket. Fişleri tutup kendinize doğru çekeceksiniz. Hepsi bu...
Makinalar duracak. Sonrada benim ömrüm. Hepsi bu işte. Yapabilsem kalkıp ben çekeceğim şu lanet olası fişleri...
Ya siz genç bayan? Çok birşey veremem bunun karşılığında size. Bir kutu anım var şu çekmecelerden birinde. Fotoğraflar, mutlu insanlarla dolu olan günlerime ait... Bir silah var, o kendimi korumam için vermişti. Bir kaç kurutulmuş gül yaprağı ve mavi patikler...Ha birde alyanslarımız duruyor. Ne kadar eder bilemiyorum. Ama ben onları benim için sonsuza dek saklamanızı yada yanıbaşıma gömmenizi tercih ederim.
Doktor...Sizden bunu şiddetle istiyorum. Zaten daha fazla yaşayamayacağımı hepimiz biliyoruz. Beni kaderin ellerine bırakmayın. Zaten hayatım boyunca herkes beni kaderime terketti. Hayır katil olmazsınız korkmayın. Bunu isteyen benim.
Yada durun...Şu terasta bir dal sigara içmek isterdim. Eski günlerimizin hatırına. Kimse görmez korkmayın. Zaten birazdan gün dönecek, karanlık başlayacak.
Olmaz mı? Ölür müyüm? Hah! Ne komik...Zaten öleceğim. Bunu biliyoruz değil mi?
Doktor... Göğsümün acısı ölümemi işaret? Lütfen beni kaderin eline bırakmayın... Lütfen...
Kaderle ölmek, öldürülmekten daha iyi olmasa gerek. Çek şu fişi doktor..."

Hoşçakal Eleni... Beyaz elbisene, kahverengi gözlerine ve uzun, kıvırcık saçlarına elveda... Acıların ve son duyguların istediğin şekilde yazıldı. Belki tüm dünyaya ulaşamazdı ama, en azından kadere boyun eğmeyeceğini dürüstçe itiraf edebilen az insan arasına karıştın.
Hoşçakal Eleni... Gizli bir dost olduğun için, gücünle dünyaya meydan okuyabildiğin ve tüm yasaklara rağmen sevebildiğin için biz sana hayran kaldık...
Eleni...Alyansların bende. Eski fotoğraflarında.. Silahını gizlice yanına gömdüm cenazenden sonra...
Keşke ölmeyi değilde yaşamayı dileseydin. Oysa tanrı hep seninleydi...

25 Ağustos 2009 Salı

"O"

6 kişi izah etti

Bir kadın aşka bu kadar tutkulu davranabilirdi herhalde. Dedilerki yüksek dozda sevgi, aşk alıyormuşum...Evet farkettim ki bünyem buna fazlası ile dayanabiliyor.
Bu yüzden olsa gerek herkesin yaptığını yapmıyor benim kalbim. Adrenaline kayıyor, tehlikeliyi seviyorum. Evet, kesinlikle herkesten faklıyım. Kurallara aykırı davranıyorum.
Ben sevebilirim. İnsanlığından şüphem olmayan herkese deli gibi bağlanabilirim. Bir insanın benden istediği yeterki sevgi olsun. Tahmin edebileceğinden daha fazlasını verebilirim. Buna inanıyorum...
Şuan kalp atışlarımı duyumsuyorum deli gibi. Günlerdir evirip çevirip yazamadığım şeyleri yazmak, rahatlamak istiyorum.
Kollarımdan geçen damarlarım sızlıyor. Ayaklarım titrediği için ya oturuyorum yada yatıyorum. Kalbim resmen boğazımda atıyor. Birazdan ağzımdan fırlayacak gibi.
Bu akşam fox'ta ömre bedel diye bir dizi takıldı kumandama. Deli gibi ağladığımı hatırlıyorum yalnızca...Ardından gelen astım krizlerim... Tek bir sahnesi içimi yaktı geçti, daha fazlada seyredemedim. Kaderim diyorum...Kaderim... Ne acı!
Ben içimi yavaş yavaş rahatlatmaya alışkın biri değilim evet. Aylarca bir damla gözyaşı akıtamazken bir anda, kendime eziyet ede ede, yavaş ama bir o kadarda hızlı çıkarıyorum acılarımı gün ışığına. Dün akşam bastıran 6. hissimin çok kuvvetli olduğunu bugün yaşadığım bir olayla kanıtladım. Hislerimi aldırasım geldi.
Bir insan yaşadığı evi, yaşadığı şehri, hatta yaşadığı ülkeyi terk etmeyi emin olun benim kadar istememiştir şu koskoca yer yüzünde. Ne için yaptığımızı hiç birimiz bilmeden birilerine aşık oluyoruz, birilerinin hayatını toparlıyoruz, birilerinin göz yaşını dindiriyoruz. Benim gibi insanlar bilecektir mutlaka. Kendimize hiç bir faydamız yoktur.
"Sevgilime sarıldım. Kokusunu içime çektim derin derin. Bütün vücudum zangır zangır titriyordu. Öyle özlemiştim ki oysa... Nereden bilebilirdim üzerime insafsız bir oyun oynandığını. Nereden bilebilirdim tekrar tekrar aldatıldığımı...
Kızgındım elbette. Beni çok suçlamıştı. Sindiremeyeceğim şekillerde hemde. Oysa ben öyle biri değildim. O günün sonunda arkasından baktım, gülümsedim, james blunt'ın şarkısı çaldı kafamda, hoşçakal sevgilim dedim, el salladım..
Ona son sarılışım olduğunu bilsem daha çok sarılırdım, kokusunu daha fazla çekerdim içime..."
Şimdi yalnız bir kadınım. Tek kişilik odamda, tek kişilik dünyamla başbaşayım. Köşedeki minderde, yeni aldığım koltuğumun yastıklarından birine sarılmış, sezen abladan "lal" dinliyorum. Yaram içimde sinsice büyüyor, bütün bedenimi kemiriyor. "O"nu merak ediyorum. Hayır "O" tahmin ettiğiniz kişi değil. Ama"O"na çok benzeyen biri. Yada ilk tanıştığımda çok benzettiğim biri. Şimdi kafamda çok başka biri olmasına rağmen. Bilmem şu yazdığımı anlayabilen oldumu..(??)
İnsan yaralarını iyileştirebilmiş birini ömrünün sonuna kadar yanında ister ya.. Benimkide o hesap işte kardeşlik.
Beni kimsenin rahatsız edemeyeceği bir kıta arıyorum. Bilen varsa yazsın. Issız adaya bile razıyım.
Neyse ki kısa bir süre sonra bulunduğum yerden göç edeceğim. Her zamanki gibi 90 kilometre öteye gitmeyi kaçış varsayıp, ıssız kadın modeli çizerek, gerizekalı telefonumun biri az ses veren (yada gerçekten sağ kulağım sağırlaşmaya başladı) kulaklığını takıp minibüsün camına kafamı yaslayacağım. Göle bakıp bakıp kendime eziyet edeceğim. Kendimi kime verdim, sahip olduklarımı nerede bıraktım, kalbim nerde, ben nerdeyim diye düşünüp ağlayacağım...
Sanırım ben buradan uzakta daha huzurluyum..Şimdilik böyle işte...Varsın hayat bana vursun. Topla tüfekle saldırsalar yıkılmamak üzere peydahlanmış bir bünyeye sahibim memleketlim...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Dünya içimde dönse...

3 kişi izah etti

Ben ne enteresan bir kişilik oldum yahu!
Bugün sınava gitmek üzere uyandığımda sınava iki buçuk saat kaldığını, benim henüz yatakta olduğumu, ve 90 kilometrelik bir yol gitmem gerektiğini aynı anda fark ettim. Annem salonda koşturmaktaydı. Çünkü beni geciktirdiğini uyuyakaldıktan sonra fark etmişti. Ah annem! Desene geç yattım mare gızanım, saatceyzini kur diye. Demez. Saatsiz uyanacak, hipermen ya hatun. Peeeeh...
Herşeye çözüm odaklı bakmak lazımdır. Annem babamı aradı. Bu kız çocuğunu terminale bırakıver dedi. Babam beni Bursa Terminaline bıraktı. Ah ne saadet! Küfür kıyamet!
Ayşeciğimi aradım. Nerdesine cevap olarak minibüsteyim, birazdan hareket edecek dedi. Ben koşturdum. Yetiştim çok şükür.
Ayşe bugün kesinlikle çok güzeldi. Hatta Ayşe'yi ilk kez bir şarkıya bu kadar yakıştırdım.
"Deniz bile acı çeker ah agapimou Gözlerinden yaşlar döker Benim bu derdim gizli kalmaz sevdiğim Figan ile başımdan tüter Kara gözlerine hayran olduğum Memleket kokulu yarim Kırık dillerine meftun olduğum Saçına gül takılı yarim"
Bu kız bazen çok pis ege kokuyor. Erkek olsam zorla alırdım yine alırdım. Kafamda zülfünün bu şarkısı dalgalanırken gülücük attım ayşecike. Gülümsedi. Seviyorum can dostlarımı.
İznik gölü salınırken benim uykum vardı. Pek seyretmedim bu sefer. Zaten hüzün dışında bir getirisi yok bana şu ara.
Birini bırakmışım ardımda. Sarhoş, biçare. Pavyonlara takılıyormuş. Masalarda kadehlere gömülüp, boş gözlerle izliyormuş çevresini. Dedimki: "Sen beni boşver anam babam, yeni hatunlar bul, onlarla gez, seviş, hayatını yaşa..." Sanki çare olacakmış gibi. Hani ben bilirdim aşk acısını. Çektirmezdim. Çektirebilme potansiyeline sahipmişim oysa ki...
Günlerdir içmek istiyorum. Sonra düşünüyorumda dünyanın kahrı ayıkken daha iyi çekiliyor. Sarhoşluk bana dokunuyor. Evet...
Kafamda dönen tilkiler...Ah o tilkiler... Sevgilimin göbeği düşmüş. Kim kaldıracak?
Bugün sporumu yapamadım. Kötü hissetsemde otlarla takviye yapmaya çalışıyorum. Yorgun ve uykusuzdum. Uyandığımda aklıma neden ilk ömer ve mesut geldi? Bu ikisi iyi kız tavlıyorlar. Rüyamda ne gördüm acaba?

Kafamda bir ton şey var aslına bakarsan. Bir gün bu şehirden ayrılırken yeni bir benle ayrılacağım. Ceza nasıl kesilirmiş göstereceğim. Hep hayaliyle yaşadığım, imkanlı olan şeyleri neden yapamadım, sorunlarımı nelerle bastırdım, kendime niye sürekli ceza kestim? Bilmiyorum... Peki o gün geldiğinde bende ipin ucunu kaçırırmıyım acaba diğer hatunlar gibi. Yapmalıyım belki de. Bugüne kadar çektiğim acıların faturalarını birilerine kesmek lazım mutlaka. Direniyorum. Şimdi farkettim.
Savaşmaya devam...
Yarım kalmasın diye anılar. Yarım kalmasın diye hayaller. Devam...
Gücümü tüketmeyen bir ben kaldım galiba yer yüzünde. Hüzünlüyken bile gülen. Ben hayatımda çok kere fenalaştım hatırlıyorum. Her seferinde doping yemiş gibi uyandığım için şükretmelimiyim? Bilmem. Evet galiba. Yoksa bu kadar insanı kim ayağa kaldırırdı söylesene?
Hayır sus söyleme lütfen. Ben tedavi ana değilim. Etim var, kemiğim var, nefes alıyorum, yemek yiyorum, tuvaletede gidebiliyorum. Haaa şu an yazdığıma göre düşünüyorumda, hatta düşüncelerim taştığı için yazıyorum. Koşmam gerek. Hızlanıp, herkesi, herşeyi geride bırakmam gerek. Bunu da biliyorum. Tek sorun uygulamakmış meğer, bak yeni bişey daha keşfettim.
Şimdi ben 3-5 nöbetimi gerçekleştirmeye gidiyorum sevgili blogger camiası.
Birazdan ışıklar sönecek. Güneş ilk pırıltıları ile dağların ardından denizlere süzülüp, oradan şehirlere, daha büyük ve daha daha güzel şehirlere doğacak. Dünya uyuyor. Ben ve benim gibi deliler ayakta. Hadi bakalım. Nöbet yerleri, nöbet düşünceleri boşta kalmasın. Muccckkk!!!

12 Temmuz 2009 Pazar

Geniş aile görmemişiniz siz!

0 kişi izah etti



Bizim ev halkı, ailecek, yedii ceddim sülalem rengarenk. Hepsi ayrı bir hayat gailesi, hepsi ayrı bir beyinden ve konumdan ibaret.
Merkez annem. Hangimizin kaç gram pislediğine kadar biliyor hatun. Dert dinlemekten uyuz hastalığına yakalandı. Bir ay boyunca onun kaşım kaşım kaşınmasını izleyip hepimize bir kaşıntı geldi. Dayım vakasından sonra artık tersi düzü belli değil. Köpürmeye hazır sabun gibi. Her sabah nedensiz yere beni haşlamakla meşgul. Dakkada 5 bin kelime kapasitesi var konuşmaya başlayınca. Küçük emrah moduna girip hergün bizi birilerine şikayet ediyor. Sülalemin gözünde ben bir belayım, ablam bir bahtsız kızım, babam tü allah cezanı versin.

Evin problemi ablam. Evlenmek için çabaladığı yılları bir biz biliriz bir Allah. Güya 27 yaşına kadar evlenmedi, hayatını yaşadı. Son 6 yıl evlenmeye çalışmakla meşguldü. Sonraki 2 senede çocuk doğurmakla. Bütün çileleri o çekti. Müslüm modunda, acınası, ezilesi, hor görülesi modda hep o vardı. Şimdi gecelerini mutfakta kafasına takılan, simetrisi bozuk çay bardaklarını simetriye sokma mücadelesi içerisinde geçiriyor. Çocuk zırıltısına, kocasının böhüü sesine alıştı. Bana bile dayanabiliyor. Sabrına hayranı ablacım. Seni seviyorum!
Bizim babili ben kendimi bildim bileli her gece içiyor. Midesi lağım çukuru halinde. Ne bulsa götürüyor. İçtiği zaman bir cümleyi en az 5 kez tekrarlamadan bırakmıyor. Cümlelerin çok siniri bozuk bizde bu günlerde. Dün gece şahit olduğum "viğğrajjdan geçyorum, bi baktım anasını satayım, alikopter uçurumun aşasına doooru iniyojjj,,, aha savajj çıktıjj didimjjhajghbsan..." cümlesi..Birde şunu 5 kere oku..Sonra düşün halimi otur. Psikolojim bozuldu! Dertler derya olmuş bense bir sandal, tanrım sen affetsen ben affetmem.

Sevgili dayım, bizim hanelerin yaramaz veled-i zinası. Adam vukuat. Eve az girerdi. Hatunu boşamaya karar verip, anasının evine yolladığından beri evden çıkmaz oldu. O hepimizden anten. Anlattıklarımı bir araya sıkıştır ortaya o çıkıyor. O bizim özetimiz. Benim iftaharım o. Cesaret örneği. Dün öğle, ablam çilekeş hatun, evlendiği günden beri temizlenmemiş evini temizledi. Ev çöp ev çıktı. Her çekmecede böcek yakaladık. 5 senelik hurmalar bulduk. Yağ kalıbı halini almış bir tezgah, hamamböcekleri ve simetrisi bozuk ablam. Buzdolabında 5 bin çeşit yemek artığı vardı. Tezgahın altından çıkan 55 adet böcek kemiğini müzeye vermeye karar verdiğimizi hatırlıyorum. Şimdi dayım mutlu. Çünkü şuan metresinde...
Dayımın sevgili 15 yıllık eşi, beynimdeki karıncalı seslerin, hoppala ayşelerin, yandan gel ziyaların sahibi karakter. Eve bergenle girmişti, onunla çıktı. Sadece uyurken susabiliyordu. Yılda bir kez dip köşe temizlik yapardı. Bir kova çamaşır suyuyla bütün köşeleri ovardı. Ütü yapabildiği görülmemiştir. 4 bavul birden gitti. Bıyıklarını 5 yılda bir alır, genel temizliğini 3 yılda bir yapabilirdi. Şimdi fermanı ayrılık. Yazık. Çok süpürge etti saçlarını çooook!!! (Avukat onun için 15 sene evlilik ve yıpranma payı yüzünden nafaka alacağını söylediğinde tepkim şuydu: "Dayımın kir pas içinde, karış karış tozla gezerek yıprandığı yıllar için biz ondan nafaka isteyelim.")

Immm...Bizim ailede başka kayda değer eniştem kaldı sanırım. Ona hiç girmiyim. Çünkü onun hakkında komik bişey yok. Yatıyor kalkıyor, çalışıyor, yiyip yine yatıyor. Güzel foto çeker. Eğitimlidir. Evcildir. Orjinal bir özelliği yoktur.

Dur, tuttum. Yeğen var benim, evet. 9 ay dua ettim burnu bana benzesin diye. Bi çıktı, komple ben çıktı. Erkek olsun dediydim olmadı. Erkeklere 5 basar oldu. Da da da da da diye çıldırışları, bir kötü bakışlı bir güler modelli suratı, bizim tavşanı iki parmağıyla kalırıp bir metreden tekrar yere salışı, çiçekleri koparıp yiyişiyle meşhur. Bu kızan benim pabuçu dama fırlattı. Ama seviyorum. Aşığım ona.

Ben...Erkek olmamı isteyen sülaleme kız gelen, erkeği aratmayan ben.. Topuğumla dağları deviririm. Konuştummu durmam, durdummu konuşmam. Bir yanım kadın, bir yanım küçük kız. Giderek şişmekteyim. Yedikçe yemekteyim. Kredi kartı ekstrem ekmek kadayıfı ve köfte koleksiyonu halinde. Benim için tüm dünyanın tek rengi var, oda kırmızı. Şimdi aynada gördüğüm bet surattan korktum. Makyajsız dolanamaz oldum. Kafayı çok erken kırdım. Ergenliğe giremeden çıktım. Bi allaaaan ayısına yıllardır aşığım. Mari yi kafayı kudur kıvamında bir trakyalı olarak 5 saat durmadan oynayabilirim. Tek hayalim davullu zurnalı bir düğünle evlenip, yıllarca kocamı parmaaamda oynatmak. Zengin olsun temiz olsun. Aşk maşk hikaye. Dolabımdaki siyasi yazılarla sevişiyorum bu günlerde. Evde kıç büyütmekten kapılardan geçemez oldum abe gızancık. Da da da daaaa.....

25 Haziran 2009 Perşembe

Gelde feminist olma!

10 kişi izah etti

Gizli saklıların dünyası...

Banyo köşelerinde gebelik testi yapan, pozitif çıkmasın diye dua eden, terden sırılsıklam olanların...Sevdiği adamla sevişmiş diye vurulan, öldürülen, orospu kalıbına sokulanlanların...Temiz olma kalıbının kızlık zarına bağlananların...En sonunda kafayı fazlasıyla yiyenlerin...
Onun baskısı bunun baskısı derken yağmurdan kaçıp doluya tutulanların...en kötü ihtimalle intihar edenlerin...
Hepsini gören ben, özgürlük kalıbını nereye sığdırıp, gelecekte çocuklarıma nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ekmek yemek, su içmek, işemek, sıçmak gibi insana özgü bir ihtiyaçtır sevişmek. Ha bir yönden risklidir. Hamile kalma ihtimali vardır sonunda, onunda çözümü bellidir. Adaletine soktuğumun dünyasında eğer bir kadın gerdek gecesinden önce sevişmişse o kadın orospudur, vurun kahpeye. Sevip evlenip, ilk gecende dövülüp, sokağa atılmak, babanın evine "kızın bozuk çıktı kayınpeder" nidalarıyla götürülmek...Mal gibi...Baba boş dururmu. Biraz psikopatsa kızı öldürür, öldürmese öldürmekten beter eder...
En azından benim peder yapar.
Geçen gece bir arkadaşımla konuşurken, hayatta sen, bir kişilik olarak kendi kararlarını kendin verecek, gerektiğinde fikirlerini kabul ettirecek kadar dominant olamamışsan, aslında bir hiçsin cümlesini kurdum. Tabi bunun sonucundada çok dayak yiyen gördüm ben. Kız kısmı hep susmalıdır. Okumamalıdır. Çalışmamalıdır. Cahil olup erkeğinin eline bakıp, herşeye boyun eğmelidir...
Bu ülkede yıllardan beri çözülemedi bu sorun. Namus kavramını bir türlü yok edemediler. Ama erkekler hiç altta kalmadılar. Geneleve gittiler, komşunun karısını, sekreteri, hemşireyi becerdiler, baldıza asılıp fantazi ürettiler, çoğunu bıraksan 24 saat porno izlediler. Hatunlarada iki şiş verdiler, onlarda sabunluk ördü.
Kısa etek giyersin orospu yaparlar, göğüsten dekolte verirsin orospu yaparlar, kırmızı ruj sürersin orospu yaparlar. Hatta artık kolsuz giyincede orospu olunuyor söylemedi demeyin.
Uzun ilişkilerde yüzük takmazsan ciddi sayılmazsın. Bak o çocukla yıllarca fingirdeşti olursun.
Yüzüğü atsan bu seferde koca bulamazsın. Eskisiyle neler neler yaptı olursun.
İnsanlara akıl sır ermiyor. İşin çivisi çıktı. Bırakın millet mutlu olsun. Bırakın porno izleyen sapık kadınlar serisi yaratmayalım bu ülkede. Hatta öyle şeylerde ortadan kalksın. Kimse çocuk pornosu var, çocuklara tecavüz ediliyor diye ağlamasın. Bunları namus kavramı adı altında sizler ürettiniz.
Ben şimdi gittim yattım desem bir ton insan ayağa kalkar. Gerçi erkeklerde artık çıkmak için bozuk kız arıyor. Gelde feminist olma!

22 Haziran 2009 Pazartesi

Aşkın tedavisi yok!

0 kişi izah etti

Bir aşk hikayesi yazılmış biryerlerde....

Biz aşka saygısı olan bir familyadan geliyoruz. Her daim aşk, her zaman aşk, ölümüne aşk aşk aşk.
Bir yerde aşk varsa, bir yerde özgürlük varsa, bir yerde kafa tutma varsa biz tak ordayız. Sezen ablanın bir şarkısı, "uzak diyarlarda evli barklı, mutluluk en çok onun hakkı" demiş. Bizim ailenin kaderi, aileye boyun eğmek, gerektiğinde aile için aşkı ters yüz etmekten geçer. Kafamıza aşk gider, sevgi, sevgili gider, aile kalır kalıbı iyice yerleştirilmiş. Biz bu yüzden nice sevgilileri sildik, ezdik. Zaten cesaret göstermek gibi bir alternatif maalesef yoktu. Evlatlıktan reddedilmeyi, yıllarca annenle babanla görüşmemeyi göz önüne alıyor, sindirebiliyorsan, naha aşk orda gidebilirsin. Her boku yemeye müsaittimde bunu yemeye değildim. İçim acıya acıya bıraktım çok sevdiğim adamı. Ayıldım bayıldım, acılar içinde kıvrandım olmadı. Geri dönüşüm yoktu.
Onaylayabildikleri birini bulduğumda ise çok aşık olamadım. İllaki belaya varacaksın. Hedefte bu sonuçta.
Hayal dünyasında yaşamamalı dedim. Alıştırıyordum tam kendimi. Bela fırladı geldi yamacıma. Uzun süre kafam allak bullak oldu.
Bazen gece sıkılıyorum. İçmekten vazgeçmediğim kahvemi, son dalı kalmış sigaramı, beyaz geceliğimide alıp terasa çıkıyorum. bacaklarımı 3. kattan aşağı sallandırıp şehir manzarasının gece yarısı ışıklarını izlerken kendime hayret ediyorum. O an yasak koyulan aşk köşebaşından dönse 3. kattan zıplarım üzerine. Öyle bir cesaret geçiyor içimden. Ama imkansızlıklarla dolu o köşebaşı, o aşk, ne o saatte gelebilir oluyor ne ben gidebilir oluyorum. Terasta kalıyor aşk.
Tamda bu yüzden bir dönem aileme nefret beslediğimi hatırlıyorum. Yeni anladım belkide benim için büyük bir iyilik yaptıklarını. Belkide sondaki gidişleri, can acılarını bildiklerinden...Tamda bu yüzden evet...
Birini tanıdım yakınlarda. Uzak diyarlarda evli barklı birini.
"Kadın bulunduğu şehirden yüzlerce kilometre uzağa tatile gider. Orada barmenlik yapan birine tutkuncasına aşık olur. Yaz aşkının devam ettiği görülmemiş bir vukuatken, bununki sanki sonsuza dek sürecekmişçesine devam eder. Tatilden dönülür, bir süre görüşülür. Bu kadın uzaktaki sevdiğine elinden gelen yardımı yapar çünkü adamın maddi durumu iyi değildir. Bir gün kadın evlenme işini ailesine açmayı dener. Annesine anlatır durumu. Annesi reddeder. Ancak beni çiğnersin evlenmek için der. Kadın bunun ardından büyük bir çaresizliğe gömülür, çıkış bulamaz. Mecbur hisseder kendini terk etmeye. Ve bunu yapar. Adam bu ölesiye aşık olduğu kadının şehrine gider. Aşkı için herşeyi göze almıştır. Kadını kaçırmak ister. Kadın reddeder. Olay bir süre sonra soğur. Kadın iletişim araçlarını değiştirir. Sil baştan yapar ne kadarda zor olsa.
Adam belki bunun hırsıyla, belki Allah'ın lütfuyla işlerini düzeltir. Dükkan açar. İyi yerlere gelir.
Kadında bu arada evlenir. Bir kızı olur. Mutlu olduğunu zanneder. Evlendiği adamı ailesi çok sever ama o...O, o kadar aşık değildir. Tamamen mantığıyla hareket etmiştir.
Sonra, yıllar sonra tesadüf eseri karşılaşırlar."
Hikayenin geri kalanı ise, acı, hüzün, umutsuzluk. Çaresizlik yada. Yapılacak birşey yok çünkü.
Aşka saygısızlığın sonucu doğan daha büyük kargaşalar ve mutsuzluklar.
Şimdi ben bunları yazdım. Sen git ananı babanı ez demiyorum. Önce mantıklı düşün diyorum. İlerde halin ne olur onu hesapla diyorum. Eğer ortada haksızlıklar varsada boyun eğme diyorum.
Çünkü zamanı geri alamazsın. Çünkü son pişmanlıkların faidesi yok diyorum.
Ben yaptım çünkü yüzde 99 haklıydılar. Bunu da düşündüm. Şimdi pişmanmıyım? O kadarda değilim aslında...
Ama insanın içi yanıyor yinede. Aşkın tedavisi yok nede olsa.
Şehirler geçiyor, yollar geçiyor, aşklar geçiyor. İnsan eninde sonunda kendine kalıyor. Kendine kalıp takkesini koyuyor önüne ve nerede hata yaptığını düşünüyor. Bulabilene aşk olsun.

10 Mayıs 2009 Pazar

Geccelere geccelere...

2 kişi izah etti

Arka fonda baba müziği... Kırmızı ojelerim, dudaklarımdaki kırmızı löpçük ruj, üzerimdeki allı pullu kırmızı bluz, siyah kadın pabuçlarım, saçlarım sarııı sarıııı, ben göl kıyısına iniyorum. Biraz sonra jartiyerimin içinden 14lü çıkacak ve ben milleti tarayacağım.
Görenlerin, "lan bu hatun burdamıymışta biz neden görmemişmişiz" salaklığıyla hayrete düşüp salyalarıyla izlediği bir ben görüyorum bizim kebapçının yansıyan camında. Canım kebap çekmesine rağmen yemiyorum çünkü karnımın şişmesini istemiyorum argadaşım...!!!
İsmini astroloji ile çok fazla bağdaştırdıkları yeni sevgilim benden en az 20 kilo daha zayıf. Üstelik ben sarışınım o esmer. Bir iki ortak yönümüz, ikimizde kırmızı arabalara hasta oluyoruz, ikimizde belayı çok seviyoruz, ikimizdede hafif saflık ayağına yatış ama aslında şeytan çıkartmacılığı var. Haha!
İkimizi yan yana koyduğunuzda ciguliyle karısına benziyoruz. (Abartıyorum yanlış anlama)
Formum yerine geldi, egzantirik ötesi komik hikayeler yaşamaya, eğlenmeye başladım. Şimdi bir grup delinin iki ayrı gecede yediği bokları anlatmaya başlayacağım sağyın okuyucum!
-Gece 1-
Bir grup deli, kafayı derslerle çoktan bozmuş üniversite öğrencisi...
İçlerinde yalnızca ben yurtta kalıyorum ve gece dışarı çıkma problemi yaşayanda ben oluyorum. İzin bizim hatundan alınıyor. Ben yine kırmızılarımı takıp takıştırıyorum. Çantaya bir adet kırmızı cumartesi şarabı atılıyor. Bizim çocuklarla bizim uygunsuz hatunun çalıştığı kafede kusana kadar okey atılıyor. Saat 00,30 suları okey taşları tarafımdan karşı takımın kafasına kafasına vuruluyor. Benim ciguli etrafımda birşey istermisin hağğğyatııoommm diyerekten pır dönüyor. (benim cigulide aynı kafede garson) Çıkışta sahile gidiliyor minimum 7 kişiyle. Yanımda sevgili arkadaşım, canım kankoşum, uzunum var. Kol kola bariz kafa çekmeye gidiyoruz, yanımızdan geçen cenderme ekipleride bunun fazlası ile farkında. Benim hayatumun erkekide içten içe kuduruyormuş tabi ama farkında değilim. Gölün ortasına doğru uzanmakta olan iskelenin en köşesinde kafa çekmek benim neyime söylesene? Sarhoş olup düş işte o göle, düş düş!
Önce şarabın mantarını çıkaramadık. İçmeden sarhoş olup iskelede çiftetelli oynadık. Benim uzun şarabı açtırmaya otelin birine gitti. Bu gelene kadar çiftetelli oynamaya devam ettik. Birer bardak şarap düştü fondip yaptık. Olmadı birde bira aldırdık. En son hatırladıklarım şunlardı:
İskelenin ortasından sahile doğru uzanan, uzun ince iskeledeyim, kolumdan uzunum tutmuş, ben bir sağ bir sol yapıyorum, amannnn ormancııııı diye çığlık atıyorum, futbolcu arkadaşım değişik bir alfabeyle çığlık atıyor... Gece bekçileri polisi, ambulansı, jandarmayı arayıp gelin alın lan bunları burdan kafamızın içine zıçtılar diye şikayetlerde bulunuyor..!
Sonra sahilde biryere oturduğumuzu, uzunumun bana birşeyler anlattığını ama idrak yeteneğimi çoktan kaybettiğimi, herkesin bana kafayı bulmuş muamelesi yaptığını hatırlamaktayım. En son bizim uygunsuz hatunun evinde, hatta yatağındaydım. Hala ormancıyı söylüyordum. Bin bir güçlükle uyudum. Mide bulantısı, tipik alkolik, ağız burun kaymış bir tavırla...Uyandığımda başım ağrıdan çatlamak üzereydi. İçkiye ilk kez tövbe ettim ama her seferinde bir kadeh, lan dur ikinciyide içiyim derken yine kendimi kaybediyorum.

-Gece 2-
Yine yine yine aynı sahneler. Kafede kusana kadar okey oynanıyor. Bu sefer karşı takım bizim kafamıza vuruyor ıstakaları. Saat yine 00,30 a kadar bekleniyor kafenin kapatılmasını. Sevgili kola takılıyor. Nevale bir güzel düzülüyor. Gidiliyor bizim çocuklara... İçiliyor, içiliyorrr...Kafalar bulunuyor. Sonra... Bir grup deli, odanın ortasında horon tepmeye başlıyor.. Hiuu haaa haa hayde hayde hop hop diye diye ev baştan aşağıya tepinmeler eşliğinde sallanmaya başlanıyor. Buda yetmiyor, bizim sarhoşlar okey oynama kararı alıyor. Ama herkes elini birbirine göstermekten çekinmiyor :)
Bizim çocukların alt katında bizim yüksekokul başkanı olan ve benim mütemadiyen kıl kaptığım oğlan bozması oturduğundan ve kendisinin kimsenin farkına varamadığı bir ağırlığı olduğundan bizim çocuklardan birine "biraz daha sessiz..." mesajı atıyor. Üç noktayı neden koyduklarını henüz bilmiyoruz. Adamlar sanki testere 6'yı çekecekte bizde kurbanlarız. Bakın 3 nokta koyduk, sizede koyarız haberiniz olsun sinyalini alıp biraz daha sessiz... olma kısmına girmeyi beceripte beceremeyen tek grup biziz kanımca... Nitekim bizim sinsi hatunu ve uygunsuz olan hatunu susturma becerimiz henüz gelişmemiş bunu anladık. Onları kessen dünyadan haberleri olmayacak. En kötüsüde en rahatsız uyumak zorunda kalan onlar oldu. Çünkü 4 kişi 2 kişilik yer yatağında uyumak zorunda kaldılar. Ve bu hepimizi güldüren alkolik tavırları yüzünden ben ayılmak zorunda kaldım. Zaten ne zaman bunların yanında alkol almaya kalksam sarhoşluğumu yaşayamıyorum. Bende sarhoş olup dağıtmak istiyorum belki. Belki bende milletin üstüne kusmak istiyorum. Ama olmuyor... Gene 5 dakika içinde ayıldım, hepsini hizaya soktum, yatırdım, en sonunda kendim yattım..
Yattımda uyuyabildimmi sanki. Odamda boru gibi horlayan bir adamla nasıl uyuyabilirdim ki? Uyuyamamakla kalmadım, çok uykusuz kaldım. Belim ve omzum ağrıdı. Yatak oldukça rahatsızdı. Acısını da ertesi gün akşam 7 de uyuyup sabah 8,30 da kalkarak çıkardım.
Bana sarhoş muamelesi yapıpta kendileri sarhoş olunca elime düşen tüm arkadaşlarıma selam olsun.

Şimdi final tatili haftasında olan biri olaraktan aşk peşinde koşuyorum ve hiç ders çalışmıyorum (aferin bana)
Bu sene sınıfta kalırsam babam beni çifte ile vuracak.
Bir ara yurtta kalmayı akıl edebildim en sonunda buda bir başarı.
Odayı çok afedersin bok götürüyor ve ben kalkıp bir el atmıyorum. Bir kaç güne inşallah...
Benimkinin çalıştığı kafeye komple kamp kurduk hayırlı olsun. Okey taşı görünce nevrim dönüyor. Çay içmekten içimde rize çay bahçeleri çıkmak üzere. Olan parayı çaya yatıyorum lanet olsun.
Haziran 7 de izmir yolları taştan kız sen çıkardın beni beni baştan diyerekten 12 gün buralardan kaçıyorum. Gerçi burda olsamda elim klavyeye zor gidiyor bir türlü yazmıyorum.
Neysem aklıma kahve içmek geldi birden. Ben giderim o gider. Hepimizi bir gün kara torpak paklayacak üzülmeyin.
Bütün blogculara selam ün aleyküm ve aleykümselam.
Haydi naşşş bana...